Talisker 40 years old The Bodega Series

Paylaşın: FacebooktwitterlinkedinmailFacebooktwitterlinkedinmail
Takip Edin: twitterlinkedinyoutubetwitterlinkedinyoutube

Talisker Bodega 40 yıllık bir viskidir. Sadece 2000 şişe üretilmiştir. Finish aşamasında yaklaşık 3 ay Delgado Zuleta’nın sherry fıçılarında dinlendirilmiştir. 1 şişesinin fiyatı yurtdışında 2.750 pound yani yaklaşık 19.000 TL .
Yurtdışından getirtmek isteyen varsa mesaj atabilir. 📩 @whiskyturkiye
.
Üreticinin tadım notları aşağıda. 👇👇👇
📍Tasting Note by The Producer
📍Nose: Mild and rich, with light nose prickle. The sweet fruitiness of sultanas and pears in syrup, then orange peel, framed in oiled sandalwood, with a salty suggestion of seaweed or sea air in the middle, on a base of faintly smoky raw sugar. Water brings up a buttery note of short crust pastry and a waxy hint.
.
.
📍Palate: At natural strength, the texture is very fine; oil-smooth and lightly coating. The taste starts sweetly fruity – white grapes, more sultanas – then becomes sea-salty and savoury, before finishing hot and peppery. As the sweet waves of flavour roll out across the palate, they break over a hint of that Talisker trademark, hot chilli spice, and some scented smoke. There’s great balance and vigour throughout. Adding water may tame the fire a little, but the lion remains wild at heart. .
.
📍Finish: Long and warming, with a late, great tongue-tingling nuttiness in the embers as the fire slips down, and a last smoky trace of snuffed candle .
.
📍Overall: An absolute treat of a dram – and an epic opportunity to experience the craft from a lesser-known bodega. We’re excited to see what’s next…
.
.

Talisker 40 years old The Bodega Series

#talisker40 #taliskerwhisky #taliskerbodega#whiskyturkiye #singlemalt #malt #whisky#whiskytasting #whiskyphoto #whiskyporn#WhiskyIstanbul #eatpraylove

Paylaşın: FacebooktwitterlinkedinmailFacebooktwitterlinkedinmail
Takip Edin: twitterlinkedinyoutubetwitterlinkedinyoutube

The Glenlivet 1824 Founder’s Reserve

Paylaşın: FacebooktwitterlinkedinmailFacebooktwitterlinkedinmail
Takip Edin: twitterlinkedinyoutubetwitterlinkedinyoutube

The Glenlivet Founder’s Reserve Whisky bir Speyside klasiğidir. Glenlivet single malt whisky pazarında liderliğini Glenfiddich’ten aldı. Yeni çıkardığı bu ürünle de 12 yıllık Glenlivet ürününü piyasadan yavaş yavaş çekiyor. . .

📌 Oldukça keskin ve tatlı meyve kokularına yoğun bir fındık tadı ve kısa bitişinde de badem ezmesi tadı eşlik ediyor. Bu whisky kısa bitişi sebebiyle Türkiye’de çok tutulsa da aynı sebepten dolayı benim tercih etmeyeceğim bir whisky. Bunun yerine Glenlivet 12, 15 ya da 18 tercih edin ve bulabilirseniz alıp stok yapın. . .

📌Viski uygun koşullarda saklanırsa yıllarca bozulmaz ve şaraba göre çok daha kolaydır uygun koşulları sağlamak. Direk güneş ışığı almayan, oda sıcaklığında dik konumda saklayabilirsiniz. Mantar viskiye sürekli temas etmeyecek. Atmadıysanız karton kutusunun içinde saklamayı tavsiye ederim.

Açılmamış bir şişeyi oda koşullarına bağlı olarak 15-20 sene saklayabilirsiniz. Hava almaması çok önemli. Açılmış şişelerinizin ağzını ise streç filmle kapatabilirsiniz. Yarım şişelerin içindeki havayı azaltmak için şişenin içine mermer bilyeler atabilirsiniz ve 1 sene saklayabilirsiniz. .

.
.
@theglenlivet @theglenlivetdistillery#glenlivet #foundersreserve #glenfiddich#whisky #whiskygram #whiskytasting#whiskylovers #viskinasilsaklanir#uygunkosullar #whiskycollection#whiskybar #istanbul #scotchwhisky#speyside

Paylaşın: FacebooktwitterlinkedinmailFacebooktwitterlinkedinmail
Takip Edin: twitterlinkedinyoutubetwitterlinkedinyoutube

Glenfiddich 18 years old

Paylaşın: FacebooktwitterlinkedinmailFacebooktwitterlinkedinmail
Takip Edin: twitterlinkedinyoutubetwitterlinkedinyoutube

Glenfiddich 18 İspanyol Oloroso sherry fıçılarında ve Amerikan meşe fıçılarında yıllandırılmıştır. Baskın bir meşe kokusunun yanında elma, kuru üzüm, armut, tarçın, vanilya ve karamel notalarını alacaksınız. Glenfiddich 12 ve 18 her ikisi de favori viskilerimden. Glenfiddich’in single malt whisky pazarında ilk 3’te olması boşuna değil. 🥃🍏🍎🍐

@glenfiddichwhisky@whiskyturkiye #glenfiddich12 #glenfiddich18
#whisky #whiskey #whiskylover#whiskygram #whiskyporn #Instawhisky#unlearnwhisky #whiskyviews #lovewhisky#drinks #drink #alcohol #glass#whiskyglass #cheers #glenfiddich#glenfiddichwhisky #singlemalt #scotch#eatpraylove

Paylaşın: FacebooktwitterlinkedinmailFacebooktwitterlinkedinmail
Takip Edin: twitterlinkedinyoutubetwitterlinkedinyoutube

GİRİŞİMCİLİK NEDİR? TÜRKİYE’NİN GİRİŞİMCİLİK PERFORMANSI – Doruk Aktoprak

Paylaşın: FacebooktwitterlinkedinmailFacebooktwitterlinkedinmail
Takip Edin: twitterlinkedinyoutubetwitterlinkedinyoutube

Girişimci kelimesi bir şeyi yapmaya başlayan kişi anlamına gelmekte olup, girişmek fiilinden türemiştir. Tarihsel olarak baktığımızda girişimci diye Türkçe’ye çevrilen “entrepreneur” Fransızca kelime “entreprendre”den gelmektedir ve anlamı bir şey yapmaktır.

Girişimci, risk alarak yenilik veya geliştirme yapan kişidir. Diğer bir deyişle, girişimci fırsatları gözleyen ve onları bulduğunda her tür riski alarak fikrini gerçekleştirmeye çalışandır. Dolayısı ile girişimcilik için fikir üretmek, yenilik üretmek ya da bir geliştirme yapmak gerekmektedir. Bu da Türk toplumunda fazlası ile vardır. Çoğu zaman fikir üretmek aşamasında kalsa da. Ama bu sadece ilk aşamadır ve diğer aşamalara geçememekte üstümüze yoktur.

Girişimcilik de, girişimcilerin risk alma, fırsatları kovalama, hayata geçirme ve yenilik yapma süreçlerinin tümüne verilen addır. Bu yüzdendir ki hem şirket açma süreci, hem de yenilikler yapma süreci girişimcilik kapsamındadır.

Girişimcilik tanımında yenilik vardır ve bu yenilik mevcut kaynakların yeni bir birleşimini ifade eder, bir diğer deyişle:

  • yeni bir malın yada servisin üretimi, 
  • yeni bir üretim metodunun geliştirilmesi, 
  • yeni bir pazarın oluşturulması, 
  • yeni bir hammadde kaynağının bulunması ve 
  • endüstrinin yeniden yapılandırılması yeniliktir.

Eski ve/veya yeni, büyük ve/veya küçük, yavaş ve/veya hızlı büyüyen, özel ve/veya kamu şirket ve örgütlerinin başında görevde olan yöneticiler (şirket sahibi olabilir yada maaş alan profesyonel yönetici olabilir) veya örgüt çalışanları yenilikler yaptıkları zaman girişimci düşünce tarzı ve davranışı göstermiş olurlar.

Bunların dışında bir yöntemle girişimci olunamaz mı? Elbette ki olunabilir. Eskiden beri yapılan bir işi daha kaliteli, daha hızlı veya daha ucuza yapmak da girişimciliktir. Gerçi bunlarda da bir yenilik yaratma söz konusudur. Daha ucuza yapabiliyorsanız yeni bir know-how, daha kaliteli yapabiliyorsanız yeni bir standart, daha hızlı yapabiliyorsanız yeni bir süreç üretebilmişsiniz demektir. Evet bu da girişimcilik olarak değerlendirilebilir.

GİRİŞİMCİLERİN BAZI ÖZELLİKLERİ:
Hızlı düşünme, belirsizlik altında hızlı karar alma, kararlı ve azimli olma, güçlü sezgi sahibi, iyi gözlemci, hayal gücü yüksek, kaynaklara ulaşabilecek ilişkiler ağına sahip, kaynaklar arasında özellikle insan kaynaklarını iyi yönetebilen, düşünme ve muhakeme yetenekleri güçlü, çok yönlü düşünebilen, yeninin kabul edilmesini sağlayacak ikna gücüne sahip olan, iyi iletişim kuran, bağımsız düşünebilen, esnek, yaratıcı, kendine güvenen, dayanıklı ve ısrarcı. Bir girişimcide bu özelliklerin büyük kısmı rahatlıkla gözlemlenebilir. Ama girişimcilik için sadece fikir üretebilmek yeterli değildir. Örnek olarak Zeka-Akıl ve Zeki-Akıllı arasındaki ilişki gösterilebilir.

YANLIŞ İNANIŞLAR/MİTLER
Toplumda  genel kabul gören girişimciliğe dair bazı inanışlar vardır ve bunların birçoğu gerçeği yansıtmaz.

Yanlış İnanış: Girişimci doğulur, sonradan olunmaz.
Açıklama: Bazı doğal yetenekler olabilir ama bunların ortaya çıkarılması gerekir. Ayrıca, girişimciliğin temelinde olan birçok yetenek, bilgi, tecrübe ve ilişki ağını yıllar içinde geliştirerek girişimcilik kapasitesi oluşturmak mümkündür. Sahip olınması gereken en önemli değer özgüven ve takım çalışmasıdır. Mutlaka başaracağım diyebilmeli ve aynı fikir ve duyguları paylaşan iş ortakları ve/veya takım arkadaşları ile destekleşilmelidir.

Yanlış İnanış: Sermaye yeni iş için en önemli girdidir.
Açıklama: Eğer yetenek ve/veya yeni fikir var ise zor da olsa sermaye bulunabilir, oysa sermaye ile yetenek ve/veya yeni fikir bulunamaz. Sermaye sadece bir araçtır. Kendi tecrübelerimden çok iyi biliyorum… Zira ben işimi Sıfır Sermaye ile kurdum.. Leasing yapmadım, banka kredisi veya borç almadım. Sadece işimi kurarken bir yandan da satış yapmaya çalıştım. Ve yaptığım ilk satışlarla şirket kuruluş masrafları ve ofis kuruluş masraflarını karşıladım. İlk aldığım iş de yurt dışından bir yazılım işiydi.

Yanlış İnanış: Herkes yeni bir iş kurabilir.
Açıklama: İş kurmak işin en kolayıdır, önemli olan şirketin devamını sağlamak, büyütmek ve kalıcı olmaktır. Girişimci için önemli olan fikrin başarılı şekilde ticarileşmesini ve/veya toplumsal faydaya dönüşmesini sağlamak ve geliştirmektir.

Yanlış İnanış: Girişimciler kumarbazdır.
Açıklama: Başarılı girişimciler tüm riskleri dikkatlice hesaplayanlardır. Ülkemizde önümüzü görmek ne kadar zor olsada, girişimcilerin risk analizi yapmaları gerekmektedir. En önemli riskiniz zamandır. Çünkü zaman en değerli şeydir. Haberleşmenin olmadığı dönemlerde birçok buluş dünyanın dörtbir köşesinde hemen hemen aynı zamanlarda gerçekleşetirilmiştir. Unutmayın ki sizin düşündüğünüzü başkaları da düşünüyor. Elinizi çabuk tutmalısınız…

Yanlış İnanış: Girişimciler genç ve enerjik olmalıdır.
Açıklama: Yaş bir sınır değildir. Ama şurası bir gerçek ki gerektiğinde hayat standartından fedakarlık edemeyecek birisinin girişimci olabilmesi daha zor olabilir. Hayat standartı da yaşlandıkça vazgeçilmesi zorlaşan bir şey olduğundan girişimciliğin yaşla dolaylı da olsa bir bağlantısı var. Genel ortalama 30’lu yaşlar olmakla birlikte 60’lı yaşlarında başarılı olan birçok girişimci vardır.

Yanlış İnanış: Başarılı girişimci, iyi okul performansı gösterir.
Açıklama: Girişimcilik yaratıcılık, motivasyon, bütünsellik, liderlik, takım kurma, analitik yetenek ve belirsizliklere ve zorluklarla başa çıkma yeteneklerinin karışımıdır. Dolayısıyla sadece okul performansı girişimcilik için gösterge olamaz. Hele hele, Lise birincilerinin üniversite sınavını kazanamadığı, üniversite birincilerinin iş bulamadığı bir ülkede, eğitim girişimcilik için hiç sağlıklı bir gösterge olamaz.

GİRİŞİMCİLİĞİN ÖNEMİ

  • İşsizlik sorununa önemli bir çözüm olanağı sunduğu gibi ekonomik büyümenin de dinamosudur.
  • Girişimci, ekonomik kaynakların düşük üretkenlik alanlarından yüksek alanlara aktarılma sürecinde baş aktördür, çünkü üretim kaynaklarını yeni bir tarzda birleştirerek kullanılmayan üretim faktörlerinin kullanılmasını sağlar, ama daha önemlisi kullanılmakta olan üretim araçlarının ve mevcut girdilerinin değişik şekillerde kullanımı ile üretimi artırır.
  • Girişimci yeni düşüncelerin yaratılması, yayılması ve uygulamasını hızlandırır, ayrıca yeni endüstrilerin doğmasına yol açar, teknolojileri kullanan sektörlerde verimliliği artırır ve hızla büyüyen sektörler yarattığı için ekonomik büyümeyi hızlandırır.

TÜRKİYE’NİN DURUMU
Ülke Gelişimi Karşılaştırması
Birleşmiş Milletler Gelişme Programı tarafından çok sayıda sosyal, ekonomik, eğitim ve politik faktörler göz önüne alınarak 2002 yılında yapılan İnsani Gelişim Endeksi’nde Türkiye, 173 ülke içinde 85’inci sıradadır. Türkiye eğitim, sağlık, gıda, kadın ve çocukların durumu ve okuryazarlık gibi göstergelerde Küba, Malezya, Libya ve Ermenistan’dan daha kötü performans göstermektedir ve Avrupa’da sadece Arnavutluk ve Moldavya’dan iyi konumdadır.

Teknoloji Karşılaştırması
2000 yılında GSMH’nın sadece % 0,6’sını Araştırma-Geliştirme’ye (Ar-Ge) harcayan Türkiye’ye karşılık, İsveç % 3,8’ini, Finlandiya % 3,3’ünü, Japonya % 3,1’ini, İsrail % 2,8’ini ve ABD % 2,7’sini harcamaktadırlar. Türkiye’yi karşılaştırdığımız ülkeler grubu içinde sadece Meksika Türkiye’den daha az kaynağı Ar-Ge’ye harcıyor. Güney Kore Türkiye’nin 4,5 katı, İrlanda ise 2,6 katı Ar-Ge’ye kaynak ayırmaktadırlar.

İnsan Kaynakları & Eğitim Karşılaştırması
Türkiye karşılaştırma yapılan ülkeler arasında % 30 ile en fazla genç nüfus (0-14 yaş grubu) oranına sahip olan iki ülkeden biridir (diğeri Meksika). Bu genç nüfusa rağmen işsizlerin çoğunluğu (% 64) 30 yaşın altındaki gençlerdir.

Türkiye, eğitim konusunda sınıfta kalmıştır, çünkü okuma yazma bilmeme oranı yüksektir ve orta ve yüksek öğretimde eğitime katılan öğrenci oranları düşüktür. Türkiye’nin kişi başına eğitime ayırdığı kaynağın neredeyse İran ve Irak’ın ayırdığı kaynağın üçte biri olduğu göz önüne alınırsa bu başarısızlığın nedeni kolaylıkla anlaşılabilir.

Finans Karşılaştırması
Türkiye’de her büyüklükteki firmanın başlıca sorunlarından biri finansmandır. Türkiye’nin toplam ulusal kredi miktarı diğer ülkelerle karşılaştırıldığında çok düşük olduğu görülmektedir.

Türkiye’de özel sektöre verilen ve bankalarca sağlanan kredilerin GSYİH içindeki payları karşılaştırma yapılan ülkeler arasında bir tek Meksika’dan iyidir.

Yenilikçi ve teknolojiye dayalı firmaların gelişmesinin arkasındaki en büyük destek olarak görülen risk sermaye sektörü, Türkiye’de henüz emekleme sürecine dahi girememiştir.

Yasal Düzenlemeler Karşılaştırması
Kamu dengesindeki bozulmaya paralel ortaya çıkan kaynak arayışı, kendini artan vergi oranları olarak göstermiş ve Türkiye, son on yıllık süre zarfında, kamu gelirlerini önemli ölçüde artırmıştır. OECD’nin yayınladığı vergi istatistiklerine bakıldığında, 1995-2000 yılları arasında OECD ülkelerinin ortalama vergi yükü %36.1’den %37.4’e yükselirken, Türkiye’de hızlı bir artış yaşanmış ve vergi yükü aynı dönemde %22.6’dan %33.4’e yükselmiştir. 2001 yılı için toplam vergi gelirlerinin GSYİH içindeki oranı ele alındığında Türkiye’nin %35.8 ile OECD (%37.4) ve AB (%41.6) ortalamalarından daha düşük vergi yüküne sahip olduğu görülmektedir. Özet olarak, Türkiye’de vergi yükü ekonomik gerekçeleri gözetmeksizin sürekli artış göstermekte, buna karşılık mükellef sayısında bir gelişme yaşanmaması yatırımcılar açısından vergi ortamını içinde yaşanabilir olmaktan uzaklaştırmaktadır. Ayrıca, bütçe açıkları süreklilik kazanmış, kayıt dışı ekonomi büyümeye devam etmiş ve vergi sisteminin bir strateji çerçevesinde yeniden yapılandırılarak orta ve uzun vadeli ekonomik ve sosyal perspektiflerle uyumlu hale getirilmesi sürekli ertelenmiştir.

Vergi öncesi kar üzerinden alınan ortalama kurumlar vergisi oranları açısından Türkiye’nin İngiltere ile aynı, ABD’den ise daha düşük vergi uyguladığı görülür. Türkiye’nin yarısı kadar kurumlar vergisi uygulayan İrlanda ve Hong Kong, şirket karlarından en az vergi alınan ülkelerdir. Gelir vergisi oranlarına gelince, kişi başına GSYİH’nın %28’inin vergi olarak ödendiği Türkiye, gelir vergisi uygulamayan Çin ve Hindistan’ın birinci olduğu sıralamada, 49 ülke arasında 40’ıncıdır. Türkiye’nin dolaylı vergiler yükü de OECD ve AB ülkelerine nispeten yüksektir. İşverenin zorunlu sosyal sigorta payına katkısının kişi başı GSYİH açısından Türkiye, bu oranın uygulanmadığı Çin ve Hindistan’ın 1. olduğu sıralamada, 49 ülke arasında 33’üncüdür.

Türkiye, çalışma yasaları, şirketlere yönelik mevzuatlarda yaşanan sorunlar ve bürokratik engeller yüzünden iş ve yatırım yapmaya uygunluk açısından kötü bir performansa sahiptir. İş ve yatırım yapmaya uygunluğu ölçen birçok istatistik çalışmasında Türkiye oldukça kötü bir performans göstermektedir. Örneğin, Ekonomist dergisinin endeksinde, 1996-2000 döneminde 60 ülke arasında yapılan iş ve yatırım yapmaya uygunluk değerlendirmesinde Türkiye 42’nci olmuştur. Bu oranın 2001-05 için yapılan tahmini senaryoda 46’ncılığa gerileyeceği tahmin edilmektedir. Benzer bir çalışma yapan Birleşmiş Milletler Ticaret ve Gelişme İşbirliği kurumunun endeksinde 1988-90 döneminde 112 ülke arasında 71’inci sırada olan Türkiye, 1998-2000 döneminde 137 ülke arasında 122’nci olmuştur. Bu endeksin ilk altı ülkesi sırasıyla şunlardır: Belçika, Lüksemburg, Hong Kong, İrlanda, İsveç ve Hollanda.

GİRİŞİMCİLİK PERFORMANSI
Uluslararası girişimcilik endeksinde kullanılan 100 yetişkin içinde şirket kuran insanların sayısına bakıldığında Türkiye 29 ülkeden daha az sayıda girişimciye sahiptir. Türkiye’de her 100 yetişkin içinde şirket kuran sayısı 4,6 iken bu sayı Meksika’da 18,7, İrlanda’da 12 ve ABD’nde 11,7’dir.

Yeni kurulan şirket sayıları açısından da Türkiye kötü bir performans göstermektedir. OECD üye ülkelerinde yeni kurulan işyerlerinin tüm işletmeler içinde oranı % 11-17, kapanan işyerlerinin oranı da % 9-14 arasında değişmekteyken, Türkiye’de bu oranlar sırasıyla % 3,5 ve % 0,9’dur.

Türkiye nüfusunun önemli bir girişimci potansiyeli olan kadınlar ve gençler girişimci olarak değerlendirilememektedir. Tüm işverenler arasında kadınların oranı % 3,3 gibi oldukça düşük bir orandır ve 30 yaşın altında bulunan gençlerin % 64’ü işsizdir.

Girişimci sayısıyla ilgili ilginç bir bulgu, girişimci erkek ve kadınların oranlarıdır. Çıkış ve inişlere rağmen, kendi hesabına çalışan kadınlar toplam kendi hesabına çalışanların % 10’u civarındadır. Tüm işverenler içinde kadınların oranı ise % 3,3 gibi çok düşük bir orandır. Hem işverenleri, hem de kendi hesabına çalışanları girişimci diye düşünürsek Türkiye’de erkek girişimciler, kadın girişimcilerin 7 katıdır. Girişimciyi sadece işveren olarak tanımlayan uluslararası bir çalışmada bulunan 29 ülke sonuçlarına göre ise erkek girişimcilerin kadın girişimcilerin iki misli olduğu saptanmıştır. Bu tanıma göre Türkiye’de erkek girişimciler kadın girişimcilerin 29 katıdır.

Türkiye genelinden şehirlerin girişimcilik performansına inildiğinde ise girişimcilik performansı en gelişkin olan illerin sadece İstanbul ve Kocaeli olduğu görülmektedir.

BİZE DÜŞEN GÖREVLER NELER?
Bu analizlerden yola çıkarak, Türkiye’de girişimciliğin geliştirilmesi için yapılması gerekenlerden bazıları aşağıdaki ana başlıklarda özetlenebilir:
1. Girişimcilik ile ilgili açık ve net bir vizyon oluşturulmalı, buna bağlı stratejiler geliştirildikten sonra hükümet programlarında öncelikli olarak yer almalıdır.
2. Şirket kuruluşu, işleyişi ve kapanışına ait bürokratik engeller azaltılmalıdır.
3. Vergi işlemleri kolaylaştırılmalıdır.
4. Teknoloji transferinin başarılı biçimde gerçekleşmesini sağlayacak örgütler oluşturulmalıdır. Yeni teknoloji kullanımı yatırım tutarı ne olursa olsun vergilerden yatırım indirimi yapılarak teşvik edilmeli.
5. KOBİ’lere verilen krediler artırılmalıdır.
6. Finansman seçenekleri artırılmalı leasing teşvik edilmeli ve risk sermaye sektörü kurulmalıdır, desteklenmelidir.
7. Girişimciler ve girişimciliği destekleyen kuruluşların oluşturduğu platformlar/ girişimci ağları kurulmalı ve bu platformlar aracılığıyla koordinasyon sağlanmalıdır.
8. Girişimciliğin desteklendiği bir kültürel ortamın yaratılması için topluma olan katkısı ve ekonomik büyümedeki önemli rolünün anlatılması gerekmektedir.
9. Teknolojik girişimcilik başta olmak üzere her tür girişimcilik performansı düzenli olarak ülke çapında ölçülmeli ve uluslararası ekonomilerle karşılaştırmalıdır. Dış ticaret mevzuatına teknoloji ihracatı için yeni eklemeler yapılmalıdır.
10. Eğitime yapılan yatırım artırılmalı, girişimci eğitim merkezlerine destek verilmelidir.
11. Vergi sistemi yeniden yapılandırılmalı, kayıt dışı ekonomi kayıtlı hale getirilmelidir.
12. Büyük küpürlü paralar tedavülden kaldırılmalı (Prof. Dr. Osman Altuğ’un projesi), kredi kartı ve EFT ile ödeme özendirilmelidir.
13. Girişimcileri teşvik edecek bir ortam için kamu borçlarının azaltıldığı, yolsuzlukların engellendiği ve faiz ve enflasyonun düşürüldüğü bir ortam yaratılmalıdır.
14. Politik süreklilik ve istikrar sağlanmalıdır.
Yapılması gerekenler listesinde belirtilen ilk 10 madde doğrudan girişimciliğe etkisi olacak önlemler ve önerileri içermektedir. Son 4 madde ise ülke genelinde yapılması gereken çok genel önermelerdir. Fakat unutmamak gerekir ki, genel ülke altyapısı güçlendirilmeden girişimcilik ile ilgili yapılan faaliyetler ve iyileştirmeler bir sonuç vermeyecektir.

Ekonomik büyümeyi başaran ülkeler incelendiğinde görüldüğü gibi, endüstriyel yapının iyileştirilmesi, rekabet gücünün artırılması, ekonomik büyümenin hızlandırılması, istihdamın artması ve gelir düzeyinin iyileştirilmesi için ekonomik yapının girişimci ve yenilikçi olması gerekir. Bu yüzden, ekonomik canlanmayı sağlamak ve sık sık sürüklendiği krizlerden kurtulmak için Türkiye’nin günü kurtaran geçici çözümler değil uzun vadeli bir çıkış yolu bulması gerekir ve bu yol girişimcilikten geçmektedir.

Doruk Aktoprak

Paylaşın: FacebooktwitterlinkedinmailFacebooktwitterlinkedinmail
Takip Edin: twitterlinkedinyoutubetwitterlinkedinyoutube

TEKNOLOJİ ve GİRİŞİMCİLİK – Doruk Aktoprak

Paylaşın: FacebooktwitterlinkedinmailFacebooktwitterlinkedinmail
Takip Edin: twitterlinkedinyoutubetwitterlinkedinyoutube

Internet ve Teknoloji alanında girişimciliğin en büyük avantajı düşük sermaye ile çok yüksek büyüme hızının yakalanabilmesidir. Çok genç bir nüfusa sahip ülkemizin de güçlü bir ülke olabilmesinin yolu teknolojiye dayalı yatırım yapan girişimcilere sahip olmaktan ve girişimcilerimize destek olmaktan geçiyor.

Sanayi kuruluşlarının gelişimine bakıldığı zaman, tüm kuruluşların belli bir ticari  fikir çevresinde faaliyete başladıkları, başarılı olmaları durumunda belli bir büyüklüğe eriştikleri ve bu aşamadan sonra bu fikir ticari ömrünü doldurana kadar durağan bir yapıda faaliyetlerine devam ettikleri görülmektedir. Türkiye’nin 500 büyük şirketine bakıldığı zaman, üretimin ve iş hacminin belli oranlarda artmaya devam ettiği ancak istihdamın ya aynı kaldığı ya da azaldığı görülür. Ülkemizde her yıl yaklaşık 150 bin kişi üniversitelerden mezun oluyor, 500 bin kişide askerlik görevini tamamlıyor ve iş arayanlar arasında yer alıyor. Peki bu insanlarımıza nasıl iş bulacağız? Yeni işyerlerin kurulmasını sağlayarak, girişimcilerimizi destekleyerek bunu yapabiliriz.

Ülke içi teknolojik girişimciliği destekleyecek etkin mekanizmaların kurulması gerektiği bilincine varan ülkeler, bu yolda yoğun tedbirler alıyorlar:
Bir dönem nitelikli işgücünde en fazla göç veren ülkeler arasında olan İrlanda, yüksek teknolojiye yapmış olduğu yatırımlar ve cazip teşviklerle yurtdışına giden nitelikli göçmenlerin yarısını geri getirmeyi başarmış durumda. İrlanda’nın 2000 yılında OECD ülkeleri içerisinde en yüksek büyüme hızını yakalamayı başarmış olan ülke olması da, bu yönde yapılan çalışmaların ne kadar haklı ve yerinde olduğunu gösteriyor.

İRLANDA:

MALEZYA:
Diğer yandan Malezya’nın başarıyı nasıl yakaladığını inceleyebiliriz. Ekonomist olmaya gerek yok, başarının formülü çok basit.. Malezya’da istikrarlı bir siyasi iktidar teknoloji yatırımlarına destek veriyor ve paraya çok ihtiyacı olmasına rağmen IMF’yi ülkesine sokmuyor.. Kendi özkaynaklarını kendi insanını değerlendiriyor.

AMERİKA:
Son üç yıl içerisinde Amerika Birleşik Devletlerinde GSYİH’da yaşanan büyümenin %14’ü beyaz eşya ve sadece %4’ü otomotiv gibi klasik üretim sektörlerinden kaynaklanırken, teknoloji yoğun sektörler %27’lik pay oranı ile büyümenin lokomotifi olmuşlardır. Geçen yılın verileri incelendiği zaman ise, ABD’de GSYİH’da yaşanan büyümenin %33’ünün tek başına enformasyon teknolojisine dayalı sektörlerden kaynaklandığı görülmektedir.

PEKİ BİZ NE YAPIYORUZ?
Yeraltı ve yerüstü kaynaklarımız, turizm potansiyelimiz, her ülkenin gıpta edeceği genç nüfusumuz ve daha birçok olumlu koşullarımız olmasına rağmen neden biz de başaramıyoruz? Cevabı yine çok basit: Bilgiye-Teknolojiye yatırım yapmıyoruz, İnsan Kaynağımıza ve kendimize güvenmiyoruz.

Türkiye’de işsizliği azaltmak, üretimi ve ihracatı arttırmak için neden aynı yöntemi denemiyoruz? Türk insanının fikir geliştirmekteki yüksek potansiyelini girişimcilerimizi teşvik ederek açığa çıkarabiliriz. Türkiye’deki girişimcilik potansiyelinin değerlendirilmesi, girişimcilerin yeni ticari fikirler etrafında yeni işler kurması, pazarın büyümesini ve istihdamın artmasını sağlayabilir.

Ayrıca, Teknoloji yoğun sektörlerde kurulacak girişimlerin düşük teknolojili sanayi dallarına karşı en önemli avantajı düşük bir sermaye ile çok yüksek büyüme hızlarının yakalanabilmesidir.

Teknolojik Girişimciliğin ülkemiz açısından önemli getirilerinden biri de beyin göçünün önüne geçilebilmesini sağlayacaktır. Düşük sermaye girdileri ile nitelikli istihdam ve büyüme potansiyeli yüksek yeni faaliyet alanlarının yaratılarak, nitelikli çalışanın ülke içinde kalmasının sağlanacaktır.

Teknoloji alanındaki girişimciler, öngörü ve seziş yetenekleriyle, pazar yaratma ve geliştirme becerilerinin yanı sıra, teknoloji geliştirebilme ve yenilik yapabilme konusunda da beceri sahibi kişilerdir. Teknoloji Girişimcilerinin, düşük teknolojiye yönelik girişimciler ile farkı, faaliyette bulunmayı düşündüğü alanda çok daha uzmanlaşmış ve bu alanda iyi yetişmiş olması gerekliliğidir. Ancak, bu durum rakiplerin de sayısını azaltması nedeniyle, düşük rekabet içinde çalışabilme şansını da birlikte getirir.

Bir girişimcinin başarılı olabilmesi için ilk ve en önemli şart, ticarileşme potansiyeli yüksek yeni bir fikir/ürünün pazara sunulabilmesidir. Girişimcilerimizin işini yürütebilmek için elinde büyük miktarda sermayesi olmadığı düşünüldüğünde, hızlı bir büyümenin sağlanabilmesi için ürünün/hizmetin ya pazarda ilk olması yada rakiplere karşı üstünlük sağlayacak ek özelliklerinin olması gerekmektedir.

Bu ek özellik kalite, ek-fayda yada fiyat olabilir. Yani kimsenin düşünemediği ya da kimsenin öngöremediği bir pazar ya da ürün bulmak zorunda değilsiniz. Yapacağınız girişim eskiden beri yapılan bir işin daha hızlı yapılmasını, daha kaliteli yapılmasını sağlamak ya da ek faydalar sunarak beklentiyi arttırmak ya da maliyetleri düşürerek aynı ürünü/hizmeti daha ucuza sunmak da olabilir.

Sonuç olarak girişiminiz hangi alanda olursa olsun teknoloji ile bütünleştirmeniz gerekmektedir. Yeni teknolojilerle önemli maliyet avantajları, üretim süreçlerinde radikal değişiklikler yaratabilir, müşterilerinize ek faydalar sunabilir ve onlarla en ucuz yolla (internetle) iletişim kurarak bir topluluk (community) bilinci yaratabilirsiniz.

Doruk Aktoprak

Paylaşın: FacebooktwitterlinkedinmailFacebooktwitterlinkedinmail
Takip Edin: twitterlinkedinyoutubetwitterlinkedinyoutube

KOBİ’LERİN TEKNOLOJİYE TERFİSİ – Doruk Aktoprak

Paylaşın: FacebooktwitterlinkedinmailFacebooktwitterlinkedinmail
Takip Edin: twitterlinkedinyoutubetwitterlinkedinyoutube

Ekonominin artık çığırından çıkmış bir şekilde bilgisayarlar ve özellikle de internet tarafından işgal edildiği bir çağda yaşıyoruz. Bir çoğumuz bu gelişmeleri elimizden geldiğince takip etmeye çalışıyor, bir kısmımız da treni kaçırdık düşüncesiyle hiç bulaşmamak en iyisidir diye düşünüyor. Şurası bir gerçek ki internetsiz yaşanamayacağı gerçeği değişime ayak uyduramayanları yutacak ve büyüyerek yoluna devam edecektir. Özellikle internet teknolojilerinin getirdiği maliyet avantajları  doğru kullanabilen kurumlara rekabette ciddi bir üstünlük sağlıyor.

Internet ve Teknoloji alanına yapılacak yatırımların en büyük avantajı düşük sermaye ile çok yüksek bir büyüme hızının yakalanabilmesidir. Çok genç bir nüfusa sahip ülkemizin de güçlü bir ülke olabilmesinin yolu KOBİ`lerin işlerini geliştirmek için doğru teknolojik çözümlere yatırım yapmalarını sağlamaktan ve teknolojiye dayalı yatırım yapan girişimcilere destek olmaktan geçiyor.

Teknoloji yoğun girişimlerin düşük teknolojili sanayi dallarına karşı en önemli avantajı, göreceli olarak daha düşük bir işletme sermayesi ile daha yüksek büyüme hızlarının yakalanabilmesidir. Teknolojik Girişimciliğin ülkemiz açısından önemli getirilerinden biri de beyin göçünün önüne geçilebilmesini sağlamasıdır. Düşük sermaye girdileri ile nitelikli istihdam ve büyüme potansiyeli yüksek yeni faaliyet alanları yaratılarak, nitelikli çalışanın ülke içinde kalması sağlanacaktır.

Sanayi kuruluşlarının gelişimine bakıldığı zaman, tüm kuruluşların belli bir ticari fikir çevresinde faaliyete başladıkları, başarılı olmaları durumunda belli bir büyüklüğe eriştikleri ve bu aşamadan sonra bu fikir ticari ömrünü doldurana kadar durağan bir yapıda faaliyetlerine devam ettikleri görülmektedir. Türkiye`nin 500 büyük şirketine bakıldığı zaman da, üretimin ve iş hacminin belli oranlarda artmaya devam ettiği görülmektedir. Ancak teknolojik yatırımlarla sıçrama yaparak şirketlerini rakiplerin önüne geçiren birçok başarı hikayesi de bulunmaktadır.

Şirketinizi teknoloji ile bütünleştirerek rakiplerinize üstünlük sağlayabilirsiniz. Yeni teknolojilerle önemli maliyet avantajları, üretim süreçlerinde radikal değişiklikler yaratabilir, müşterilerinize ek faydalar sunabilir ve onlarla en ucuz yolla (internetle) iletişim kurarak bir topluluk (community) bilinci veya marka bağımlılığı yaratabilirsiniz. Bu üstünlük daha kaliteli ve kontrollü bir üretim, müşterilerinize sunacağınız ek-faydalar yada maliyet avantajları olabilir. Yani herkesin yaptığı işi daha hızlı yaparak, daha kaliteli yaparak, müşterilerinize ek faydalar sunarak ya da maliyetleri düşürerek rakiplerinize üstünlük sağlayabilirsiniz.

Ama birçok hizmette olduğu gibi yazılım hizmeti alırken de dikkat edilmesi gereken noktalar bulunmaktadır. Her hizmette olduğu gibi Yazılım Hizmetinde de alınan hizmetin doğru hizmet olup olmadığı ancak aylar sonra ortaya çıkmaktadır. Yanlış kararlar, boşa harcanan zaman ve para özellikle KOBİ`lerin Teknoloji`ye küsmelerine sebep olabilmektedir. KOBİ`lerin bünyesinde tam nitelikli bir IT departmanı (IT Departmanı ile Bilgisayar Teknik Destek Departmanı Kastedilmemektedir.) bulunduramaması, teknolojiye geçiş sürecini özellikle KOBİ`ler için daha sıkıntılı hale sokabilmektedir. Bu süreçte yaşananlar ve yapılması gerekenlerle ilgili genel olarak aşağıdaki bölümlerde KOBİ`lere tavsiyelerimizi sunmaya çalıştık. Ancak unutulmamalıdır ki firmaların ihtiyaçları da, problemleri de kendine özgüdür ve teknoloji danışmanları tarafından ayrı ayrı vakalar olarak değerlendirilmelidir.

GEÇİŞ SÜRECİNİN ZORLUKLARI
Şirketlerin mevcut çalışma sistemlerini daha profesyonel bir sisteme doğru geliştirmesi veya tümüyle yenilemesi her zaman için sıkıntılı bir süreç olmuştur. Özellikle KOBİ`ler kendi bünyelerinde karar aşamasında gerekli değerlendirmeyi ve bilgilendirmeyi yapabilecek personele sahip olamadıklarından geçiş veya değişiklik aşamasında çok sıkıntılı süreçler yaşamakta, bazen de tümüyle bir hayal kırıklığına varan durumlarla karşılaşabilmektedir. KOBİ`lerin bu tür bir satınalma kararını vermeden önce Teknoloji Danışmanlık Desteğine ihtiyacı bulunmaktadır. Doğru bir satınalma kararı ve sağlıklı bir değişim sürecinde danışmanlık desteği çok faydalı olacak, KOBİ`lerin teknoloji değişim sürecindeki risklerini en aza indirgeyecektir. Böylelikle Doğru Ürünle hedeflenen Verimlilik Artışı sağlanabilecektir.

KOBİ`lerin Teknolojik Değişim ve Gelişim sürecinde yaşanan problemlerin bazılarını şu şekilde sıralayabiliriz:
1) Şirketlerin iş akış şemalarının olmaması veya iş akış şemalarının güncel olmaması,
2)İş akışlarının temin edilecek yazılımla birlikte oluşacağına inanılması,
3)Şirket Personelinin Eğitim ve beceri düzeylerinin tespit edilmemesi, yazılım ürünleri / hizmetleri satın alınırken yazılımı kullanacak olan kişilerin eğitim ve becerilerinin göz ardı edilmesi,
4)Yazılım ürünleri satın alınırken şirket çalışanlarının mevcut sıkıntılarının ve önerilerinin alınmaması,
5)Yazılım ürünleri satın alınırken şirketin mevcut verilerinin entegrasyonunun gözardı edilmesi,
6)Yazılım satın alınırken şirketin ileriki dönemlerde ihtiyaçlarının tanımlanmaması ve bu sebeple ileriki dönemlerde alınacak ek yazılımlarda entegrasyon sıkıntıları yaşanması,
7)Yazılım ürünlerinin paket çözümler halinde satın alınması durumunda şirketin tüm ihtiyaçlarını tam olarak karşılamaması, ileride ihtiyaç duyulabilecek Entegrasyon ve Geliştirme İhtiyaçları için olası ek masrafların satınalma sırasında göz ardı edilmesi,
8)Entegrasyon sürecinde yeterli eğitim ve teknik destek hizmeti alınmaması,
9)Veri kayıt aşamalarında iş süreçleri açısından departmanlar arasında yaşanan çatışmalar,
10)Yazılımla üretilecek verilerin öngörüsünün iyi yapılamaması, iyi planlanmaması sebebiyle veri saklama ve sorgulamada yaşanabilecek performans düşüklükleri,
Liste bu şekilde uzayıp gitmektedir.
a) Şirketinizin bütün departmanları için İş Akış Şemaları oluşturun, veya mevcut iş akış şemalarınızı gözden geçirip güncelleyin.
b) Dosya bazında, müşteri bazında iş akışlarını takip edin. İş Akış Şemalarınızın tutarlılığını kontrol edin.

Şirketlerin Yazılım Hizmeti Satın Alırken Dikkat Etmesi Gereken Noktalar:
1) Departmanlar Bazında İşleri Tanımlayın:

2) Problemlerinizi Tanımlayın:
a) Departmanlar Toplantıları ve Genel Katılımlı Toplantılarla iş akışlarınızdaki problemlerinizi belirleyin.
b) Farklı departmanlarda aynı işe ya da dosyaya ya da müşteriye yönelik olarak yapılan işlemleri tanımlayın.
c) Varsa mükerrer işleri tespit edin.

3) Hedeflerinizi Tanımlayın:
a) Departmanlar bazında ve Şirket Geneli için hedeflerinizi belirleyin.
b) Yazılım`dan beklentilerinizi ve Yazılım ile ulaşmak istediğiniz hedefleri belirleyin. Bu hedefler, hızlı gelişme, daha iyi müşteri hizmeti, daha iyi kalite veya daha düşük fiyat gibi belirgin şeyler olmalıdır.
c) Sadece bir departmanda kullanılacak bile olsa alınacak yazılım ürünün ya da hizmetinin, diğer departmanlardaki işleri, süreçleri nasıl etkileyebileceğini analiz edin.

4) Satın Alma Süreci:
a) Hizmet sağlayacak firmadan beklentilerinizi tanımlayın.
b) Piyasa araştırması yapın, sektörünüze hizmet veren firmaları veya benzer yazılımlar üreten firmaları tespit edin.
c) Firmalardan proje dökümanlarını ve takvimini de içeren detaylı teklifler alın.
d) Sağlayıcı firmalarla yüzyüze görüşün, firmayı ve ekibini iyi tanıyın.
e) Hizmet sağlayıcı firmalar hakkında referans araştırması yapın. Hizmet verdikleri müşterilerle görüşün. Hangi hizmeti aldıklarını, ürünün başarısını, memnun oldukları ve olmadıkları konuları irdeleyin.
f) Edindiğiniz bilgilerle her bir üreticinin zayıf ve güçlü yanlarını değerlendirin.
g) Hizmet sağlayıcı firma ile aranızdaki ilişkide olası her türlü durumun açıklandığı özel sözleşmeler hazırlayın.
h) Farklı uygulamalar arasında veri alış verişine olanak tanıması ile XML teknolojisi bu alanda atılmış en önemli adımlardan birisidir. Dolayısıyla satın alacağınız ürünün XML dilini destekleyip desteklemediğini öğrenin.

5) Açık Kaynak Kodlu Teknolojileri Tercih Edin:
a) Bir teknoloji üretici firmaya ne kadar özgüyse, entegrasyonu da o kadar zor olacaktır. Internet için geliştirilen standartlar, yapısı itibariyle zaten “açık kaynaklıdır”. Dolayısı ile web tabanlı uygulamaların entegrasyonu diğer uygulamalara göre daha kolaydır.
b) İleriki tarihlerde ihtiyaç duyabileceğiniz olası geliştirmeler ve entegrasyonlar için Açık Kaynak Kodlu Yazılımları tercih edin.
c) Aksi taktirde hizmet sağlayıcı firmadan yazılımın kaynak kodlarını isteyin.

6) Teknoloji Danışmanlık Hizmeti Alın:
a) İhtiyaçlarınızı doğru tanımlayabilmek için teknoloji danışmanlık hizmeti alın.
b) Size hizmet verebilecek kuruluş araştırmaları için teknoloji danışmanlık hizmeti alın.
c) Hizmet sağlayıcılar arasından doğru seçimi yapabilmek için teknoloji danışmanlık hizmeti alın.
d) Doğru ürünü seçebilmek için teknoloji danışmanlık hizmeti alın.

Doruk Aktoprak

Paylaşın: FacebooktwitterlinkedinmailFacebooktwitterlinkedinmail
Takip Edin: twitterlinkedinyoutubetwitterlinkedinyoutube

Sanal İşsizlik? – Gerçek İşsizlik? – Doruk Aktoprak

Paylaşın: FacebooktwitterlinkedinmailFacebooktwitterlinkedinmail
Takip Edin: twitterlinkedinyoutubetwitterlinkedinyoutube

Ekonomide en fazla konuşulan konulardan birisi işsizlik. Ülkemizde çalışabilecek nüfusun beşte biri işsizdir. Bu rakamlarla Avrupa’nın en büyük işsizlik oranına sahip ülkesi olmaktayız. Bu veriler Türkiye’nin işsizliği azaltıcı politikalara önem vermek zorunda olduğuna işaret etmektedir. İşsizlik bu kadar yüksek rakamlarda iken 6. değil 66. uyum paketi ile bile AB’ye giremeyiz. Kimse kendini kandırmasın.

Ülkemizde işsizlik oranı çok yüksek. Evet ama bunun bütün sebebi yeterli istihdam olmaması değil. İssizliğin önemli bir bölümü tercihlerden (iş beğenmemekten) veya tembellikten kaynaklanıyor. Yatırımlara ve Ar-Ge’ye önem vermemek, yanlış dış ticaret politikaları, yanlış ve yanlı ekonomik politikalar, populist maaş zamları ve memur alımları, yanlış eğitim politikaları, dengesiz ve plansız üniversite kapasiteleri, girişimciliğin ve üretimin özendirilmemesi ve daha bir çok nedeni işsizliği arttırıcı sebepler olarak hepimiz biliyoruz.

İşsizliği azaltıcı politikalar olarak yalnızca ekonominin büyümesini düşünmek de çok doğru değil. Liderlik vasıflarına sahip veya geliştirecek imkanlara sahip yaşadığımız toplumda pozitif değişimi gerçekleştirmeyi hedefleyen bir gençlik ve onların başarılarına ihtiyacımız var.

Yazar Vedat Akman bir makalesinde şöyle diyor: “Eğitim kelimesinin iki kökü var: Eğmek ve İtmek. Bu kelime ülkemizin eğitimden ne anladığını çok güzel ifade ediyor. Biz gençlerimizi önce kendi öngördüğümüz kurallara göre eğiyoruz, sonra onları belli düşünce kalıplarına itiyoruz. Bu yüzden de eğitim sistemimiz yeni düşünceler üreten, araştırmacı ve yaratıcı olan insanlar yetiştirmiyor. Halbuki simdi onlara çok ihtiyacımız var.”

Politikasızlıktan ve plansızlıktan kaynaklanan aşırı yığılmalar da işsizliğe sebep oluyor. Mesela 1983’le 1997 yılları arasında bankacılık sektöründeki aşırı yığılmalar hükümetlerin bu sektörü bilinçli veya bilinçsiz olarak haddinden fazla desteklemesinden kaynaklanmaktaydı. Bu dönemde bir çok özel bankalardaki çalışanlar devlet memuru gibi maaşlarını devletten aldılar. Nasıl mı? Özel bankaların en önemli gelir kalemi devlete verdikleri kredilerdi. Bir zamanlar… Sonra? Deniz kurudu ve krizler başladı.. Sonrasında fona geçen bankalar ve küçülen bankaları gördük. Öyle ki İK sektöründe downsizing ve outplacement danışmanlığı gibi yeni iş kolları oluştu. Bu dönemde devlete en çok borç vermeye muvaffak olabilen bankalar ise bugüne kadar ayakta kalabilmeyi başardı. Ama artık gerçekten bankacılık yapmak zorundalar. Nihayet..

Hiç unutmuyorum siyaset meydanında bir açıkoturumda Türkiye’nin en büyük holdinglerinden ve de en büyük bankalarından birinin sahibi bey amcamız utanmadan demişti ki: “Ben devletten hiç ihale almadım! Çalıştıııımm, çalıştııımm, daha çok çalıştıım, ürettiiiiimmm…”  Hemen bir öğrenci atıldı ve şu soruyu sordu: “Siz almadınız ama bankanız aldı! Devlete en çok borcu veren bankalardan birinin sahibisiniz. Bu ne yaman çelişki bey amca!”. Cuk oturdu denir ya aynen öyle oldu!

Tüm bu sebeplerin yanında bir de SANAL İŞSİZLİK var. Nerden çıktı yahu? Ne demek sanal işsizlik? Hemen açıklayayım. İş olanakları bulunmasına rağmen iş arayanların tercihlerini bahane ederek ve de tembelliklerinden dolayı işsiz dolaşmalarıdır, eyleşmeleridir. Aşağıdaki örnek olayları okuyunca siz de benzeri olayları bizzat yaşadığınızı ya da bildiğinizi düşünmeye başlayacaksınız.

Başımdan geçen bir olayı anlatacağım: Bir gün dağevimizin bahçesine taştan bir duvar ördürmeye karar verdik. Gerekli malzemeyi taş, kum, çimento vs. temin ettikten sonra işçi aramaya koyulduk. İlk aklımıza gelen yer tabiki köy kahvesi idi. Kahvedeki köylülere işçi aradığımızı söyledik. Vereceğimiz yevmiye de gayet iyi bir para idi. Kimse kılını kıpırdatmadı. Günlük işçi başına 10 milyon verecektik. Oradaki köylülerin orada gün boyu bulundukları zaman içecekleri çay ve sigaraların parasını hesap ederseniz o da yaklaşık 10 milyon yapıyordu. Ama çalışmak isteyen çıkmadı. Birkaç köy dolaştıktan sonra nihayet 3 kişi bulabildik. Peki neydi bu kahvedeki insanların gelmemesindeki sebep? Tahmin ediyorum ki oradakilerin çoğu lise mezunuydu. Ve üniversiteyi kazanamamışlardı. Daha kötüsü biraz mürekkep yalamışlardı. Yılardır işsizlerdi ama iş beğenmiyorlardı. Ee tabi lise mezununa da işçilik yakışmaz tabi.. Keşke lise okumasaydılar da teknik meslek lisesinde falan okusalardı da zenaatkar olsalardı. Bu olayı siz de Türkiye’nin heryerinde yaşayabilirsiniz, deneyin ve görün. Kahve Milletinin İnsanları 10 milyon fazladan kazanmaktansa, 10 milyon fazladan harcamayı ve sigara dumanları arasında akşama kadar, sabaha kadar, al papazı ver kızı kağıt oynamayı yeğlerler. Biraz düşündüm ve Türkiye’de kahvehanelerin neden bu kadar çok sayıda olduğunu daha iyi anladım. Ama onları suçlamamak lazım. Liseyi zor bitirebileceklerini ve Üniversiteyi kazanamayacaklarını birileri onlara söylemeliydi. Ve birileri emekli olmuş vatandaşlarımızı kahveler yerine hayır işlerine veya daha sosyal işlere yönlendirmeliydi.

Nişantaşın’da yaşlı bir amca vardır. Başında Fötr şapkası bir elinde meyve sepeti, bir elinde çiçek sepeti, sürekli gezer ve bunları satarak geçinir. Bir yandan da kasaptan aldığı sakatatlarla da nişantaşındaki kedileri besler. Bu sebeple de etrafında 30-40 kadar kedi olur. Bu amcamız devlet memurluğundan emekli olduğunu ve bu işi hem sevdiği için hem de para kazanmak için yaptığını söylüyor. Yine başka bir amcamız Şişli’de Garanti Bankası önünde ayakkabı boyuyor. Emekli Uzakyol Kaptanı. Alışmış bir kere çalışmadan yapamıyor. Ellerinde eldivenleri ve şık sayılabilecek giyimiyle ayakkabı boyacılığına saygınlık kazandırıyor. Şişli esnafı onu çok seviyor, sayıyor.

Başka bir örnek olay: Şirketimiz için Satış Temsilcileri arıyorduk. Hemen bir ilan verdik. İlanda da “Salt prim bazlı çalışılacağını” belirttik. Başvuran yüzlerce adayın çoğu uzun süredir (en az 1-1,5 yıldır) işsizdi. Her fırsatta kendilerine çok güvendiklerini, çok iyi satış yapabileceklerini söyleyen adaylardan çok azı prim sistemi ile çalışmayı kabul etti. Başvurdukları ilanda prim bazlı olduğu belirtilmesine rağmen. Yol ve yemek ücretleri verilecek, çok da iyi bir prim alacaklardı. Söyledikleri satışın yarısını yapabilseler hiçbir ücretli işte elde edemeyecekleri bir gelir bekliyordu onları. Bu adayların işsiz olduklarına beni inandıramazsınız. Onlar işsiziliği tercih ettiler, uzun süre de işsiz kalırlar. Böylesi bir tembellik onların da işine geliyor heralde ve ailelerinden destek alıyorlar heralde ki, başka türlü geçinmeleri mümkün değil. Ama onları suçlamamak lazım. Aldıkları eğitim sırasında ve hayatları boyunca hep tembelliğe, hazırlopçuluğa, memuriyete, salla başı al maaşı modeline özendirildiler. Birileri onlara öğretmeliydi.

Başka bir olay: Danışmanlık yaptığımız bir müşterimiz, işlerin kötü gittiğinden bahsediyor, birkaç öneride bulunuyoruz. Ve mesai saati dolar dolmaz patron dahil şirkette bir kişi kalmıyor. İşler kötü gidiyorsa daha fazla çalışmak gerekir, en azından biz öyle yapıyoruz. Zaten çoğu şirkette mesai saatleri dahi verimli çalışmaya değerlendirilmiyor. Mesai değerlendirilmiyor, dolduruluyor! Mesai saatlerinin önemli bir bölümü; futbol tartışmaları, emaille forward edilen karikatürleri, fıkraları okumak, telefonda geyik yapmak, dedikodu yapmak vs. ile geçiyor. Bu da bir nevi işsizlik değil mi?

Peki biz bu halimizle mi gireceğiz AB’ye. Böyle mi patlatacağız ihracatı. Bu çalışmayla mı ödeyeceğiz dış borçları. Lütfen kabul edelim ki TEMBELİZ. İŞE GİTMEK İŞİMİZE GELMİYOR. Bu konuda deyişler bile türettik.. Mesela: “İŞİ BİLECEKSİN, İŞE GİTMEYECEKSİN, SORANA DA İŞTEN GELİYORUM DİYECEKSİN.” Aman ne güzel..

PEKİ TEMBELLİK NEDİR?
Hemen herkes tembelliğin kötü olduğunu bilir ve kimse tembel olmayı kabullenmek istemez. Ama acaba kaç kişi gerçekten tembel olup olmadığını araştırmıştır? Tembelliğin ne olduğunu ve insanların başına nasıl çoraplar ördüğünü düşündünüz mü?

Tembellik ya zihinsel, ya bedensel ya da her ikisi birden yaşanır. İnsanların büyük bir kısmı zihinlerini, önemli bir kısmı bedenlerini ve yine çok önemli bir kısmı hem bedenlerini hem de zihinlerini çalıştırmazlar. Dinlenmek kastıyla uzun uzun oturmak, televizyon seyretmek, sadece müzik dinlemek, dedikodu yapmak, kontrolsüz hayal kurmak gibi işlerle meşgul olan insan bunları yaptığı anda tembellik tuzağına düşmüştür.

Oysa hayat duraksamadan devam eden “hareketlilik ve aktiflik” prensibi üzerine kuruludur. Atomlardan galaksilere kadar; mikroplardan balinalara kadar herşey sonsuz bir hareketlilik içinde çırpınır.

Bakınız tembel ve durağan insanların başlarına neler geliyor: Her insanın vücüdunda zehirli birikintiler (Free Radicals) oluşur. Bedensel tembellik içerisinde olan, koşuşturmayan insanın vücudundan bu zehirli maddeler atılamaz. Dokular yağ bağlamaya ve kilitlenmeye başlar. Kan dolaşımı bozulur. Hücrelere oksijen ve besin dağılımı iyi yapılamayınca vücut hızla yaşlanmaya başlar. Bunu fiziki güç kaybı, kas zayıflığı, yorgunluk takip eder. Bedensel tembelliğin derecesine göre kireçlenme, zaman içerisinde felç ve daha bir çok hastalık bedene hücum eder.

Zihinsel tembellik aktif düşünmeme, zihni kontrolsüz olarak harici ve dahili telkinlerin tesirine bırakma durumudur. Zihinsel tembelliğe alışan kişi beyninin sinirsel bağlantılarını aktif bir şekilde kullanmadığı için zeka gerilemeye başlar, hafıza gittikçe zayıflar, hatırlama yavaşlar; tabii ki bütün bunları genel aktivitenin azalması takip eder. Zihinsel tembelliğin prensip olarak yaşın ilerlemesiyle fazla ilgisi yoktur. Fakat emeklilik sonrasında birden bunamalar da zihinsel faaliyetlerin birden azalmasıyla açıklanabilir, eğer başkaca bir uğraş edinilmemişse.

Aktif insanlar hayranlık verici başarılar arasında uçuşurlar. Neden bazı insanlar çok ağır fiziksel şartlara ve zihinsel faaliyetlere tahammül ederler de bazıları hemen tükeniverirler? İnsanlar her faaliyetin kapasiteyi arttırdığını göz ardı ediyorlar. Bedenin bir kapasitesi vardır şüphesiz ve çalışan insan bu sınıra hızla ulaşır. Ancak beynin kapasitesinin sınırı kolay kolay ulaşılamayacak kadar geniştir.

İnsan kalbi yorulmayan (laktik asit üretmeyen) kaslardan yaratılmıştır. İnsanın yorulmayan bir diğer uzvu da beynidir. Yeterli oksijen, glikoz ve enzimler sağlandığı sürece beyin hiç durmadan sürekli çalışır. Bazıları beynin dinlenmesi için bütün işleri bırakıp dinlenmeyi-yani tembelliği tavsiye ederler. Halbuki böyle yapmak tam tersine beyni tembelleştirir. Bizim zihin yorgunluğu dediğimiz şey beyni çalıştırırken fiziksel şartları ihmal etmemizden ya da psikolojik gerginliğin fizyolojiyi etkilemesinden doğan durumdan başka bir şey değildir. Uyku anında dinlendiğini sandığımız beynin uyanık halimiz kadar ve hatta bazen daha çok yoğun çalıştığını ortaya çıkaran son tespitler de bu gerçeği vurguluyor.

Lüzumsuz dahi olsa insanların hem bedenen hem de zihnen sürekli çalışmaları gerekir. Kaldı ki “Lüzumlu işler çoktur.” Ne çok zamanımız boşa akıp gidiyor! Ne çok müsrifiz!

Sistematik işleyiş bakımından insan beyni ile vücudun diğer bütün dokuları farklı bir yaratılışa sahiptir. Eski Amerikan Tıp Cemiyeti Başkanı Dr. Frederik Swartz’ın dediği gibi “Bir insanın takvim yaşı ne olursa olsun vücut hücrelerinin çoğu birkaç günlükle yüz günlük arasındadır.” Kısacası; insan beyninin temel dokusal dizilimi(hardware) doğduktan kısa bir süre sonrasına kadar tamamlanır. Artık yeniden beyin hücreleri yaratılmaz. Oysa diğer bütün vücut hücrelerinin ömrü ortalama 100 gün olduğuna göre beden yılda üç defa değişir. Dakikada üç milyar hücre yaratılır vücudumuzda ve yılda üç defa ceset değiştiririz.

Oysa beyin hücreleri değişmez. Biz hala kafatasımızın arkasında ana yadigarı beyin hücrelerimizle yaşıyoruz. Beyin hücreleriyle diğer hücreler arasındaki farklardan bazılarına değinelim. Göz, kulak vs. organ dokularındaki faaliyet programları sabittir. DNA sarmalında bütün hücre çeşitlerinin fonksiyonları kodludur ve her hücrenin bağlı olduğu dokuda o uzvun fonksiyonu ile ilgili çalışma kodu ön plana çıkar. Örneğin her oluşan yeni göz hücresi aynı fonksiyonu icra eder. Oysa aynı hücre potansiyel olarak böbrek hücresinin de kullandığı bilgi kodunu çekirdeğinde taşır.

Beyin ise programlanmış unsurların yanında diğer bütün hücrelerden farklı olarak “yeniden ve yeniden programlanabilirlik” özelliği taşır. İnsanların sürekli yeni şeyler öğrenmesini mümkün kılabilecek sistem budur. Normal hücrelerde proteinler kodlanmış emirleri yerine getirirler. Oysa beyindeki proteinler bilgi yüklenirler. Her gelen yeni bilgi hücrenin, -albümin sentezi yoluyla- kimyasal yapısında değişime yol açar. Beyinde bu görevleri yapan 100 milyar hücre aynı zamanda elektriksel kod halinde algı girişlerinden gönderilen mesajları ilgili beyin merkezlerine doğru kanallarda yönlendirirler.

Beynin karmaşık mesaj alış ve işleyişi “Çok Kısa Süreli, Kısa Süreli ve Uzun Süreli Hafıza” olmak üzere elektriksel olarak başlayıp kimyasal olarak sonuçlanan üç ayrı süreç izler.

İşte bunlar olurken beyin hücreleri için yoğun miktarda enerjiye, oksijene ve glikoza ihtiyaç vardır. Beyin hücreleri saf ve değişebilir bilgi taşıdıklarından deformasyonun ve netliğin bozulmasının engellenmesi için beyin hücrelerine diğer hücrelerdeki gibi ayrı bir besin deposu yerleştirilmemiştir. Dolaysıyla beynin enerjisi kesildiğinde vücut bir anda kilitlenir ve beynin ölümü birkaç saniyede gerçekleşir.

Biraz da beynin faaliyetlerine bakalım. Uyanık insan: Beyin, kalp, böbrek gibi otomatik mekanizmaları insan iradesinin dışında kontrol eder. İnsanın alışkanlık haline getirdiği eylemleri de insana sormadan otomatik olarak işler. Bunun yanında insanın konuşması, yürümesi gibi bedensel eylemleri de yürütür. Algı girişlerinden belli bir eşiğin üzerine çıkarak beyne ulaşan bütün mesajları işler. Ayrıca zihinsel (düşünme vs.), duygusal(sevme vs.) bütün faaliyetlerin de bio-kimyasal karşılıklarını işleme koyar.

Uyku halindeki insan: Uyku halinde beyin uyanık insanın durumundan daha yoğun çalışır. Uyku halinde eksik olan sadece konuşmak yürümek gibi iradi faaliyetlerdir. İnsanın açık algı girişlerinden (kulak, doku, dil) her yeterli şiddetteki mesaj uyku halinde iken de beyne ulaşır. Yani uyuyan çocuğun saçlarının okşanması, kulağına fısıldanan bir söz bile hem de hayatında değişiklik yapabilecek şekilde beynine kaydolur. Ve beyin uyku halinde bu defa çok daha yorucu bir iş yapar. İnsan REM (hafif ) uykusunda iken gün boyu alınan bütün zihinsel-duygusal mesaj ve faaliyetleri düzene koyar. N-REM (derin ) uykusunda iken ise bu defa gün boyu oluşan bedensel yorgunluklar neticesi hücre ölümleri, yeni hücreler vs. Faaliyetleri düzene koyar. Bütün bunları yaparken de ertesi gün kendisine bilgilerin işlenmesi ve uzun süreli hafızada albümin senteziyle kimyasal olarak kodlanması için lazım olan proteini depolar.

Evet beyin 24 saat durmadan çalışıyor. Ve Alman Beyin Antrenman Kurumu Başkanı B. Fishner’in dediği gibi “Küçük bir tatil veya birkaç saat TV seyretmek suretiyle beynin uyarımdan yoksun bırakılmasıyla beyinde oluşan performans kaybının giderilebilmesi için bir-iki hafta zihin egzersizine” ihtiyaç olabiliyor.

Sonuç
Ne mutlu ki tembellik doğuştan edinilen ve genlerle aktarılan bir özellik değil. Sonradan edinilen birşey.. Nasıl mı? Eğitim, çevre etkisi, yediğimiz yapay ve ithal besinler, yanlış politikalar vb.. Dolayısı ile tembellikten kurtulmak pekala mümkündür. Bedensel ve Zihinsel egzersizlerle tembellikten kurtulabiliriz. Böyle gelmiş, böyle gitmez!! Ne olursa olsun, yaşınız kaç olursa olsun işsiz ve uğraşsız kalmayın.

Kahve Milletinin İnsanları kahvede harcadığı vakitleri çocuklarına ya da daha hayırlı işlere harcasalardı çok daha güzel bir Türkiye’de olurduk. Sürekli tüketen ve sağlığı bozulan bir toplum olmazdık. Daha eğitimli ve terbiyeli çocuklarla geleceğe daha güvenle bakabilirdik. En azından 200 milyar dolar gibi bir dış borçla boğuşmazdık. 

  • Bir taksiden, bir dolmuştan veya bir tarladan 3-4 aile geçinmeye çalıştıkça, 
  • Ortaokulu bitiren her öğrenci (kapasitesine becerilerine bakılmaksızın) liseye kaydedildikçe, 
  • Her yıl liseyi bitiren 1,5 milyon öğrenciden sadece 100 bini bir üniversiteye girebildikçe ve üniversiteyi kazanamayanlar Kahve Milletine katıldıkça, 
  • KOBİ’ler desteklenmedikçe, 
  • Girişimcilik özendirilmedikçe, 
  • Magazin programları ile lüks tüketim sürekli özendirildikçe, 
  • Ayağımızı yorganımıza göre uzatmayıp sürekli IMF’den borç aldıkça, 
  • Dizilerle, filmlerle, futbol maçları ile uyuşturuldukça, 
  • Çalışan ve çalışmayan İnsan Kaynaklarımızı verimli değerlendirmedikçe, 
  • Yeraltı ve yerüstü zenginliklerimizi kullanmayarak ithalatla ikame politikalar izlendikçe, 
  • İhraç ettiğimizden fazlasını ithal ettikçe,
    “işsizlik, ekonomi, AB, ne olacak bu memleketin hali” diye düşünür dururuz. (Keşke bunu bari düşünsek.)

Umarım sizleri biraz düşünsel faaliyete sevkedebilmişimdir ve de yarım kalan (3 yıllık) tıp eğitimim sebebi ile kullandığım kelimeler anlaşılabilmiştir. Buraya kadar okuyabildiyseniz ne mutlu ki Türkiye’miz için bir ümit, bir çaba, bir duyarlı kişi daha var demektir. İlginize ve duyarlılığınıza teşekkür ederim.

Doruk Aktoprak

Paylaşın: FacebooktwitterlinkedinmailFacebooktwitterlinkedinmail
Takip Edin: twitterlinkedinyoutubetwitterlinkedinyoutube

GİRİŞİM ve GİRİŞİMCİLİK (2 yıl ayakta kalabilmek…) – Doruk Aktoprak

Paylaşın: FacebooktwitterlinkedinmailFacebooktwitterlinkedinmail
Takip Edin: twitterlinkedinyoutubetwitterlinkedinyoutube

Yeni bir iş kurarken ilk yıllar en zor yıllardır.. Hele ilk 6 ay… Dünya size karşı birleşmiş, kartel oluşturmuş gibi hissedersiniz. Yılmayın bu günler çabuk geçer.

Üniversitedeki hocalarınız, aileniz, arkadaşlarınız, vergiler, kanunlar ve daha birçok faktör sizi girişimci olmamaya yöneltse de, siz içinizden gelen bu heyecanı sakın kaybetmeyin. Sizi desteklemek adına vazgeçirmeye çalışanlara kulak asmayın. Sürekli olarak size bir işe girip maaşla çalışmak tavsiye edilebilir. Aldırmayın, devam edin girişimcilik damarlarınızda varsa sizi kimse tutamaz.

Girişimin Önemi
Hem kendi ideallerinizi gerçekleştirmek adına hem de ülkemize faydalı birer işadamı olmak adına bunu yapmalısınız. Denemeden başaramazsınız. Ama sakın sadece işsiz kadığınız için girişimci olmaya kalkmayın. Zira, işsiz kalmanız girişimci olmanıza ancak ve ancak vesile olabilir.

Tabi bir de şu var; girişimciliği okuluna giderek öğrenebilir misiniz? Elbette ki bu da mümkün. Böyle bir okul bulabilirseniz çok faydalı olabilir.

Şurası bir gerçektir ki ideallerinizi gerçekleştirebileceğiniz bir ortamı ücretli çalışma hayatında kesinlikle bulamazsınız. İşinizle ilgili sizin ürettiğiniz fikirler/projeler hep müdürlerin, genel müdürlerin başarı hanesine yazılır. Ve onlar için bir tehdit unsuru olduğunuz gerçeği işsiz kalmanıza bile sebep olabilir. Tecübeyle sabit…

Aynı zamanda ülkemizin temel sorunlarından biri olan “İşsizlik Sorunu” da sizin gibi girişimcilerin sayesinde büyük ölçüde çözümlenebilecektir. Zira kurduğunuz iş mutlaka birilerine istihdam olanağı sağlayacaktır. 1 kişi, 2 kişi veya 100 kişi hiç farketmez, yaptığınız katkı çok büyük. İşiniz “One Man Show” olsa bile! En azından işsizler hanesinden bir kişi eksilecek üretenler hanesine bir kişi yazılacaktır. Ki bu bile 2-0 öne geçmek demektir.

İdeal Girişim Çağları?
Girişiminizi yapabileceğiniz en ideal yaş nedir? Bence Üniversiteyi bitirmeden hemen önce veya bitirdikten en geç 1 sene sonra girişiminizi gerçekleştirmeniz gerekmektedir. Yoksa maaşla çalışmanın getireceği rehavetten kolay kolay kurtulamazsınız. Tabiki bunu yapabilmeniz için üniversite yıllarınızı boş geçirmemiş olmanız gerekir. Mesela bir kulüpte faal olarak görev almak, stajınızda fotokopi odasından kurtulabilmiş olmak önemli faaliyetlerdir. Öğrencilik tabiriyle; “Sudan çıkmış balık olmamanız gerekir.”

Ne yapacaksınız ve nasıl yapacaksınız?
Öncelikle yapmayı düşündüğünüz işle ilgili bir yapılabilirlik (Fizibilite) çalışması hazırlamanız gerekir. Bu konuda internette birçok örnek ve kaynak bulabilirsiniz.

Bu çalışmadan sonra hemen bir İş Planı yapmalısınız. Pazar Araştırmaları, Pazarlama ve Satış Planları, İşgücü Planları, Tahmini Satış Rakamları, Finansal Veriler genel olarak birbiri ile uyumlu olacak şekilde ve mantıklı dayanaklarla hazırlanmalı, fazla hayalci olmamalı.

İlk zamanlarda ne yapacağınıza karar vermişsinizdir ama nasıl yapacağınız konusunda sürekli değişiklikler olur. Çünkü teknolojiler ve uygulamalar da sürekli gelişir ve değişir. Bu değişimi özümseyebilmeniz gerekmektedir. Sırf trendi takip etmek için bir yöne giderseniz hapı yuttunuz demektir. Yeni teknoloji lansmanlarında reklamlara sakın kanmayın! Ürünü iyice incelemeden bu alanda yoğunlaşmak gibi bir risk almayın. Siz tam kendinize bir yol, bir strateji belirlemişken birden yepyeni uygulamalar çıkar ve siz yine bu yeni uygulamaları kovalamak zorunda kalırsınız.. Yaptığınız planlara uymaya çalışın ve her aksaklıkta planlarınızı revize etmekten de korkmayın.

Girişiminizi, Ürününüzü Kime Satacaksınız?
Girişiminizi başarıya dönüştürebilmeniz için kimlerle iş yapacağınızı anlamanız gerekir. Türkiye’deki ve Dünya’daki şirketlerin ve ürünlerin soy ağacını ana hatları ile çıkartabilmelisiniz. Mesela; hangi marka kime ait… Kim kiminle iş yapıyor… Şirketlerin yönetiminde kimler çalışıyor… Aile ilişkileri… edinmeniz gereken temel bilgiler. İş dünyasından uzak birisinin girişim yapabilmesi mümkün değil demiyeceğim ama çok zordur. Zira bu ilişkiler yumağını (Matrix) tanımlayamazsanız bu yumağa dolanır kalırsınız.

Peki bu şirketleri, CEO’ları nasıl tanıyacak ve onlarla nasıl tanışacaksınız? Fuarlara, konferanslara katılın ve bol bol dinleyin. Kokteyllere katılın, içkinizi (veya meyvasuyunuzu) için, çerezinizi yiyin.. Ayak üstü birilerine hemen yanaşın. En kodaman amcalarla muhabbete girin. Terslenebilirsiniz yılmayın. Çünkü onların çoğu da orada birileri ile konuşmak ve tanışmak için bulunuyor. Kalabalığa karışın ki yeni insanlarla tanışasınız. İleride bu tanıştığınız kişiler sizin için bir bilgi kaynağı, bir partner ve hatta bir müşteri olabilir.

Mesela Cem Boyner, Ferit Şahenk çok sıcak insanlardır. Gördüğünüz yerde hemen atılın. Sizi ilgi ile dinleyecek ve hemen yardımcıları ile tanıştıracaklardır. Ama sakın SA Ailesinin televizyonlardaki sempatik hallerine kanmayın. Zira korumaları ile sıcak temasa girmek zorunda kalabilirsiniz.

Nasıl Pazarlayacaksınız
İlk aylarda hiç pazarlama yapmanıza gerek yokmuş gibi gelir size. Çünkü kendinize göre siz çok değerlisinizdir. Fikirleriniz de çok değerlidir, ürünleriniz de, ama sadece size göre. Müşteri size gelecek sanırsınız. Yanılıyorsunuz.. Fikirleriniz ne kadar değerli olursa olsun müşterinin ayağına siz gitmek zorundasınız. Ve de bıkmadan usanmadan anlatmanız gerekir, kendinizi, ürünlerinizi. Kendinizi de anlatmalısınız, çünkü “İnsanlar sevdikleri şeyleri sevdikleri insanlardan alır.” Yani kendinizi sevdirmek zorundasınız. Ama bıktırmadan anlatmaya dikkat edin.

En kötüsü ise hiç referansınız yoktur. Ve herkes de size “Bizim sektörden kiminle çalıştınız” demektedir. Siz de kendi kendinize “Ah birkaç müşteri kopartabilsem o zaman kimse beni tutamaz” dersiniz.. Bu sorunu yavaş yavaş aşarsınız.. Merak etmeyin ilk 1 seneyi kazasız belasız atlatabildiyseniz fena sayılmayacak sayıda referans yapmışsınız demektir. Artık referanslarınızda nitelik aramaya başlarsınız.. Yani daha büyük ve tanınmış firmalara yönelme ihtiyacı hissedersiniz.

Büyük müşterilerde rekabet daha yoğun bir şekilde karşınıza çıkar.. Büyük şirketlerle çalışmanın olumsuz bir tarafı da işler çok ağır yürür; “Yönetim Kurulundan imza bekliyoruz.”, “X Departmanından henüz bana dönmediler.” gibi gerekçeler öne sürerler. En çok pazarlığı da büyük şirketler yapar ve de paranızı ödemeyi de hep geciktirirler. Büyük firmalarla çalışmanın birçok iyi tarafı da vardır diye sıralanan birçok gerekçenin hemen hepsi geçersizdir. En önemli gerekçeniz yapılacak işin karşılığında alınacak para ve referans listenize ekleyeceğiniz sağlam markalar/logolardır.. Dolayısı ile büyük sirketlerle mutlaka çalışın en azından önem verdiğiniz birkaç sektörde hedefler belirleyin ve maliyetine de olsa mutlaka iş yapın. Çünkü bu referanslar küçük şirketlerin gözünde sizin değerinizi arttıracaktır.

Küçük Müşterilerle çalışmanın da avantajları vardır; mesela rekabet yok denecek kadar azdır, bürokrasiye takılmazsınız, paranızı zamanında alırsınız. Küçük şirketler borçlarına sadıktırlar. Küçük şirketlerle çalışmanın dezavantajı ise bu tür şirketlerin yeni teknolojiler vb. konularda bilgili elemanları yoktur. Kendinizi anlatmakta güçlük çekebilirsiniz. Dolayısı ile gereksiz ayrıntılara girmeyin, işinizi nasıl yapacağınız ve hangi teknolojileri kullanacağınız gibi ayrıntıları anlatmanıza gerek yok.. Direkt olarak işinizi yapın. Diğer bir dezavantaj ise ne istediklerini tam olarak bilemezler. İstedikleri şeyin ne olduğunu çok iyi tanımlayın ve onlara da projeye başlamadan önce mutlaka onaylatın. Zira yaptığınız bir işi tekrar tekrar yapmak en tatsız şeylerden biridir. Size hem zaman hem para kaybettirir. Müşterinizle külahları değiştirme noktasına bile gelebilirsiniz. Aman dikkat…

Risk Sermayedarlarından Yatırım Almak İçin İş Planı Nasıl Hazırlanır?

Risk sermayedarlarına gitmeyi düşünmüyorsanız bile bu iş planını mutlaka yapın çünkü fikrinizi, girişiminizi önce kendinize satabilmelisiniz. Bu iş planı ile girişiminizin güçlü ve zayıf yönlerini görme şansınız da olur. Aynada kendini ikna edebilmek gibi birşey yani.

İş planınızın özeti kısa olmalı ve hazırlayacağınız demeç iki sayfayı aşmamalıdır. Bu alan içinde bütün iş planınızın özeti yer almalıdır.

İş planınızın temel unsurları şunlar olmalıdır:
1. İşin genel kavramı: İşin kendisini, ürünleri ve satılacak pazarı açıklayın. Tam olarak ne satılacak, kime satılacak, kimlerle rekabet edilecek gibi konularda bilgi verin. Ayrıca sizi rekabette farklı kılan özel rekabet gücünüzü tanımlayın.

2. Finansal özellikler: Önemli finansal noktaları, örneğin satış hedefleri, kârı, nakit akışı ve yatırımın geri dönüşünü öne çıkarın.

3. Finansal gereksinimler: Tam olarak işi başlatıp ve büyütmek için ne kadar sermaye gerektiğini ifade edin. Bu sermayenin nasıl kullanılacağını açıklayın.

4. Nihai durum: Şirketin güncel durumu ve bununla ilgili önemli bilgileri sağlayın (kuruluş tarihi, sahipler, çalışanlar, vs.). Yönetim kurulunun kısa özgeçmişlerini eklemeyi unutmayın.

5. Pazar ve rekabet: Sektörün Türkiye’deki ve uluslararası arenadaki durumunu, pazarın büyüklüğünü, rekabet içinde olduğunuz kurumları açıklayın. Rekabet gücünüz ile ilgili olumlu ve olumsuz yönleri açıklayın.

6. Büyük başarılar: Şirketin başarısı için büyük önem taşıyan gelişmeleri açıklayın. Bu tür gelişmeler; patentler, prototipler, konum avantajı, her türlü ürünün gelişmesi için çok önem taşıyan siparişler veya yaptığınız bir deneme pazarlamasının sonuçlarını kapsayabilir.

Genel İstatistikler
Amerikadaki istatistiklere göre yeni kurulan işletmelerden %17 si ilk 2 yıl içinde kapanıyor. İlk 2 yılı atlatan şirketlerin sadece %8’i kapanıyor. Diğerleri yollarına uzun yıllar devam ediyor.

Şirketleri; çalışanları olan ve çalışanları olmayan (tek kişilik) şirketler olarak ikiye ayırırsak; Çalışanları olduğu halde kapanan şirketlerin % 57’sinin ve çalışanları olmayan (tek kişilik) şirketlerin %38’inin sahiplerinin iyi bir iş teklifi aldığı için şirketini kapattığı gerçeği de aslında bu kapanan şirketlerin önemli bir bölümünün gerçekte batmadığını ortaya koyuyor.

Türkiye ile ilgili elimizde güvenilir bir istatistik olmamakla birlikte ekonomik konjonktürün sürekli değişkenliği, siyasi istikrarsızlık, bürokratik iktidarsızlık, para ve iş piyasalarının oynaklığı, girişimi özendirici/destekleyici faaliyetlerin olmaması gibi pek çok faktör benzeri istatistiklerin Türkiye’de çok daha yüksek olması gerektiğine işaret ediyor. Elimizdeki tek istatistiki veri olan TOBB’un verilerine göre yılda yaklaşık 55.000 şirket kuruluyor, yaklaşık 28.000 şirket de kapanıyor. Yeni kurulan şirketlerin ne kadarının, ne kadar zaman sonra kapandığına dair bir istatistiğe maalesef ulaşamadım. Böyle bir istatistiğe sahip olan varsa kaynağını da belirterek emailime gönderebilir.

Sonuç
Ülkemizde girişimciliğin çok fazla desteklenmediği bir gerçek. Ülkemizde kurulan risk sermayesi şirketleri girişimciliğin desteklenmesi adına olumlu bir gelişme. Ama olumsuz tarafı bu yatırımcıların veya şirketlerin işe başlamamış projelere, satış yapmaya başlamamış girişimlere yatırım yapmaması..

Ayrıca özel şirketler sponsorluğunda birtakım girişim merkezleri kurulmuştur. Sadece sosyal katkı amacıyla ve dolaylı beklentiler amacıyla kurulduğu söylenen bu merkezler amaçlarını değiştirmiş, üzerilerindeki kuzu postunu atmışlardır. Uzun bir süre gayet başarılı çalışmalara imza atmış bu merkezler de artık yozlaşarak ticari kaygılara ve projeleri sahiplenmeye başladılar. Bu merkezlerin yöneticilerinin de girişimciler arasında menfaat karşılığı kayırma yaptığı yönünde bir takım ciddi bulgular var. Dolayısı ile bu gibi merkezlerin de girişimciliği destekleyemeyeceği ortaya çıkmış oldu.

Peki girişimcilere kim destek verecek veya vermeli; bence 2 alternatif var: 1. Devletimiz 2. Girişim Okulları. Maalesef şu anki yasalar ve yönetmelikler girişimicilere yeterli desteği veremiyor. İmalat yapmayan, yani hizmet sunan projelere neredeyse hiç destek vermiyor. Vergi Muafiyeti, düşük faizli kredi imkanları ve eğitim desteği devletimizin girişimcilere sağlayabileceği imkanlar. Bu konuda çeşitli otoritelerin çalışmaları olmakla birlikte henüz somut, radikal bir adım atılmış değil. Umarız… demekle kalıyoruz.

Bir de “Girişimcik Okulu” olsa çok faydalı olurdu. Girişim yapmak isteyenler, veya girişimini yapmış ama iş modellerinde aksaklıklar eksiklikler olanların bilgilenebileceği bir rehber olsa harika olurdu. Sizce de öyle değil mi? Bu misyonu da Üniversiteler ve Eğitim Firmaları üstlenebilir. İşte burada biz birşeyler yapabiliriz. Öyle değil mi?

Doruk Aktoprak

Paylaşın: FacebooktwitterlinkedinmailFacebooktwitterlinkedinmail
Takip Edin: twitterlinkedinyoutubetwitterlinkedinyoutube

Dot.com sektöründe herkese yer var! – Doruk Aktoprak

Paylaşın: FacebooktwitterlinkedinmailFacebooktwitterlinkedinmail
Takip Edin: twitterlinkedinyoutubetwitterlinkedinyoutube

Ekonominin artık çığırından çıkmış bir şekilde bilgisayarlar ve özellikle de internet tarafından işgal edildiği bir çağda yaşıyoruz. Bir çoğumuz bu gelişmeleri elimizden geldiğince takip etmeye çalışıyor, bir kısmımız da treni kaçırdık düşüncesiyle hiç bulaşmamak en iyisidir diye düşünüyor. Şurası bir gerçek ki İnternetsiz yaşanamayacağı gerçeği ayak uyduramayanları yutacak ve gelişerek yoluna devam edecektir.

Ekonominin artık çığırından çıkmış bir şekilde bilgisayarlar ve özellikle de internet tarafından işgal edildiği bir çağda yaşıyoruz.

Bir çoğumuz bu gelişmeleri elimizden geldiğince takip etmeye çalışıyor, bir kısmımız da treni kaçırdık düşüncesiyle hiç bulaşmamak en iyisidir diye düşünüyor.  Şurası bir gerçek ki İnternetsiz yaşanamayacağı gerçeği ayak uyduramayanları yutacak ve gelişerek yoluna devam edecektir.

Tüm bu gelişmeler hepimizi işlerimizi İnternet üzerinden yapmanın fırsatlarını araştırmaya itiyor. Bütün sektörlerde yaşanan bu gelişme bilgi teknolojisiyle ilgilenenleri, bilgisayarla yatıp kalkanları birçok pozisyon için ön sıralara geçiriyor gibi gözüküyor.

Peki İnternet gerçekten de bilgisayar programı yapamayan, bir HTML kodu bile yazamayanların, C++, SQL ya da Java bilmeyenlerin açıkta kalacağı bir dünyaya doğru mu götürüyor bizi? İlk bakışta görünen bu olsa da işin gerçeği geleneksel yöneticilik deneyiminin her zaman gözde olduğu yolunda. Eğer ki sağlam bir yöneticilik, pazarlama ya da insan kaynakları temeliniz varsa iş dünyasında her zaman sizin için ayrılmış bir yer olacaktır. Fakat tüm bilgi ve birikimlerinizi İnternet ve Bilgisayardaki gelişmelerle bütünleştirerek yola devam etmeniz gerekmektedir.

Bu konuda sektörün öncülerinden olan başkaları da aynı şeyi düşünüyor. Mesela “Geleneksel yöneticilik tecrübeleri eğer biraz İnternet bilgisiyle birleşirse ortaya İnternet sektörüne çok gerekli olan tecrübe eksikliğini kapatacak yöneticiler çıkacaktır.” diyor, New York’ta kurulu olan Network ve İnternet konularında hizmet veren Vault.com’un kurucu ortaklarından olan Mark Oldham. “Bize yapılan başvurularda gözönünde tuttuğumuz en önemli şey heyecan. Yaptığımız işle ilgili ne kadar heyecan duyuyorlar? İnternetin yaptığımız işi ne kadar geliştirebileceğini ne kadar algılayabiliyorlar? Yeniliklere ne kadar açıklar?” diyor ve ekliyor “Eğer ki bu sorulara yanıtları evetse IT sektöründe tecrübeniz olmasa da Yeni Ekonomik düzende başarı elde etme şansınız çok yüksek. Örneğin Vault.com şirketinin üst düzey yönetici kadrosunu incelediğimizde şöyle bir sonuçla karşılaşıyoruz ki bu kişiler şirketimize girdiklerinde internet ve bilgisayar konusunda bilgileri ya yoktu ya da çok çok sınırlıydı.”

Gelelim şirketlerin sizden neler beklediklerine.İşinizi garanti almak için aşağıdaki özelliklerin sizde olduğunu işverenlere mutlaka hissettirin.Maddeler halinde sıralayacak olursak:

Şirketle için ne kadar farklı alternatifler altında çalışabileceğiniz önemlidir. Yeni ekonomik düzende şirketler sizin ne kadar farklı şapkalar giyebileceğinizi çok önemserler.

Bir prima-donna olmadığınızı unutmayın. Yeni ekonomide şirketler başrol oyuncularına ihtiyaç duymuyorlar. O yüzden ne kadar büyük bir ofisiniz olacağı gibi soruları aklınızdan bile geçirmeyin.

İsminizin başına gelecek sıfatlara çok fazla takılmayın. Dot.com şirketlerde hiyerarşi çok da önemli değildir. Şirketler çalışanlarından spesifik bir alanda değil her alanda faydalanmak isterler.

Spor kıyafetler içinde her zaman daha rahatsınızdır. Yeni ekonomide şirketler sizin rahat ortamlarda çalışmanızı sağlarlar. İlk günkü görüşmeye resmi kıyafetle gidebilirsiniz ama devamında en kısa sürede ceket ve kravattan kurtulacağınıza emin olun. Bu rahatlık çalışma saatlerinde de kendini gösterir. Şirketler sizden esnek çalışma saatlerine uyum göstermenizi beklerler; bu bazen 12 saatlik çalışmaları getirse de.

Risk alabilecek insanlar bu sektörde her zaman talep görür. Görüşme sırasında geçmişte aldığınız risklerle ilgili anlattıklarınız önünüze çok fazla risk alma şansı çıkmamış bile olsa size artı puan getirecektir. İnternet şirketlerinin istediği belirsiz zeminlerde risk altına girebilecek insanlarla çalışmaktır.

Bir kere internet dünyasına girdikten sonra sakın iş tecrübeniz yok diye gözünüzü korkutmayın. Bu sektörde 2 yıllık bir tecrübeye sahip insanlar çok kıdemli olarak görülür ki bir şeklide işin ucundan tuttuktan sonra kendinize güvenmemeniz için hiçbir sebep yok demektir. Ve son olarak geceler boyunca bilgisayar kurslarında kafa patlatmayı düşünmeyin bile. Onun yerine yeni trendlerin neler olduğuyla ve teknolojinin daha neler yapabileceğini düşünün bu yeterli.

Doruk Aktoprak

Paylaşın: FacebooktwitterlinkedinmailFacebooktwitterlinkedinmail
Takip Edin: twitterlinkedinyoutubetwitterlinkedinyoutube