Asosyalleştiren Sosyal Medya ve Internet Bağımlılığı

Paylaşın: Facebooktwittergoogle_pluslinkedinmailFacebooktwittergoogle_pluslinkedinmail
Takip Edin: twittergoogle_pluslinkedinyoutubetwittergoogle_pluslinkedinyoutube

Asosyalleştiren Sosyal Medya ve Internet Bağımlılığı

Dünya üzerinde 1,35 milyar kişi Facebook kullanırken; Türkiye 36 milyon kişilik kullanıcı oranıyla dünyada ilk 5 arasında yer alıyor.

Buluşup görüşemediğimiz arkadaşlarımızla irtibatı kopartmamak ya da yeni arkadaşlar edinmek ve daha birçok faydası var elbette sosyal medyanın. Pazarlama ya da yeni iş bağlantıları için de çok faydalı olduğu aşikar.

Ama gerçek sosyal hayat ile sanal mecralar arasındaki dengeyi kurabilmek çok önemli.

Dijitalin manyetizmasına kendini fazla kaptıranlarımız, özellikle de gençlerimiz, internette adeta sanal bir hayat yaşamaya başlıyor ve sosyalleşmek yerine asosyalleşiyor.

İnternet Bağımlılığı şu şekilde tanımlanıyor: “Aşırı özlem ve istek içinde, niyetlenilenden daha uzun sure internette kalmak, çevrimiçi geçirilen süre hakkında yalan söylemek, interneti duyguları yönetme aracı olarak kullanmak, interneti kullanmak için mesleki, akademik ve sosyal hayatını tehlikeye sokmak.”

İnternete bağımlılığının bazı sebepleri:

  • Şehirleşme ve yalnızlaşma
  • Çalışan anne-baba
  • Çocuğa ayrılan zamanın azalması
  • Tek çocuk sendromu
  • AVM kültürü,
  • Çocuk yetiştirme işinin bakıcılara, kurslara devri

Baba maç seyrediyor anne dizisini kaçırmıyor çocuklar da bilgisayarın internetin başına. Sürekli resim paylaşma ihtiyacı duyuyor, beğeni sayısını sürekli kontrol ediyor ve beğeni sayısı düştükçe morali bozuluyor.

Internet bağımlısı olan gençlerimiz kendilerine gerçek olmayan makyajlı kimlikler yaratıp internette yaşamaya başladı. Gerçek hayatında yaşayamadığı bu karakteri benimsiyor ve hatta araştırmalara göre asosyal insanların sosyal medyada daha çok zaman harcadığı tespit ediliyor. Asosyal birey bambaşka bir karaktere dönüşüyor, aslında olmadığı ama olmak istediği bireyi sosyal medyada yaşıyor. Dış dünyaya nadiren çıktığında bile internetten kopamıyorlar.

Bir cafede toplanan arkadaşların birbirleriyle hiç konuşmadan sürekli ellerindeki “akıllı” telefonlarıyla uğraşmaları ve muhabbetsiz bir ortamda saatlerce geriye kaykılıp yatar pozisyona yakın bir şekilde oturmaları sık rastlanabilir bir manzara haline geldi.

Yedikleri sıradan bir yemeğin bile resmini Instagram’a koyanlar, kendi evini Foursquare’de Sultan Konağı diye kaydederek check-in yapanlar, twitter’da kendi kendine konuşanlar, internetten arkadaş arayanlar, linkedin’de selfie paylaşanlar, aynı mekanda karşı masada oturan birine merhaba diyemediği için instamessage yada 4sq kullanarak mesaj atanlar…

İnsanların yalnızlaşmasına önemli işaretlerden bir diğeri de Selfie Stick. “Bakın ne güzel dansediyorum, Ne kadar çok eğleniyorum.” demek için dudaklar şekilden şekilde giriyor selfie’lerde.

Sosyalleşmek adına hayatının her anını büyük bir hevesle paylaşan gençlerimizin durumu aşağıdaki videoda çok güzel anlatılmış:

Sizin Hakkınızda Her Şeyi Bilen Gizemli Adamın Sırrı..!

 

Artık eski arkadaşlıklar, muhabbetler kalmadı. Gerek de kalmadı çünkü herkes birbiri hakkında herşeyi görüyor biliyor “like”lıyor zaten… Vefat haberlerinin de altına başın sağolsun yorumu yazıyor ve like’lıyoruz artık. Arkadaşımızı arayıp üzüntüsünü paylaşmaya gerek yok. Sosyal medya ne için var?

Aynı mekana beraber gidip beraber check-in yapan arkadaşların birbirlerinin 4sq check-in lerine yorum yazıp “Like” etmeleri normal algılanmaya başlandı.

Verilmeye çalışılan mesaj “Ne çok eğleniyoruz… Ne çok mutluyuz…” Yalan külliyen yalan! 

Her gördüğüne sahip olmak isteyen, başkalarının hayatlarını görerek sürekli mutsuz olan gençler. Tüketim, tüketim, tüketim… Yüzeysel ilişkiler, fast food kültürü, hızla tüketilen yaşamlar.

Gençlerimizin internet bağımlısı sanal bir hayat sürmemesi için, dostlukları, geleneklerimizi, kültürümüzü unutmamalarını sağlamak için çocuklarımızı, gençlerimizi bilinçlendirmekte en büyük görev ailelerine düşmekte.

Gençlerimiz gerçek dünyaya, yüz yüze iletişime ve sosyal aktivitelere yönlendirilmeli, internetin eğlenmek veya bilgilenmek için bir araç olduğu fikrine alıştırılmalıdır.

“Meseleleri mesele etmezseniz ortada mesele kalmaz…” diyen Süleyman Demirel’in yaklaşımıyla meseleleri çözümeyiz. “Binaenaleyh” meseleler çok daha zor çok daha büyük meseleler haline dönüşebilir mazallah…

En iyi arkadaşlarınızı en son ne zaman aradınız? Ne zaman buluştunuz? Hadi arayın ve arkadaşlarınızla buluşun. Bırakın akıllı telefonunuzu, kafanızı kaldırın etrafınıza bakın…

Selamlar, sevgiler 🙂

Sosyal Medyanın İnsanlar Üzerindeki Etkisi

 

Paylaşın: Facebooktwittergoogle_pluslinkedinmailFacebooktwittergoogle_pluslinkedinmail
Takip Edin: twittergoogle_pluslinkedinyoutubetwittergoogle_pluslinkedinyoutube

Kovulmak Bazen İyidir

Paylaşın: Facebooktwittergoogle_pluslinkedinmailFacebooktwittergoogle_pluslinkedinmail
Takip Edin: twittergoogle_pluslinkedinyoutubetwittergoogle_pluslinkedinyoutube

Kovulmak Bazen İyidir

Kovulmak bazen iyidir. Ders çıkartabilirseniz kriz ve kaos ortamı bir şeyler öğrenmek için iyi bir fırsat olabilir. Sakince, dur ve düşün.

Steve Jobs, başarılı bir iş hayatının yanında düzensiz ve aşırı hırslı bir yönetici olarak da eleştirilmekteydi. 1983 yılında Pepsi-Cola’nın CEO’su John Scully’i “Ömrünün sonuna kadar sadece şekerli su mu satmak istiyorsun yoksa dünyayı mı değiştirmek istiyorsun?” sözleriyle ayartarak transfer etmiştir. Ve John Sculley 1985 yılında Steve Jobs’u kovmuştur!

Steve Jobs bu dönemi için: “Apple’dan kovulmak başıma gelen en iyi şeylerden biriydi. Başarılı olmanın ağırlığı yerini yeniden başlamanın verdiği bir hafifliğe bırakmıştı. Kovulmak hayatımın en yaratıcı dönemine azat olmamı sağlamıştı.” demiştir.

Bazen yanlış bir şirkette yanlış bir pozisyonda olabilirsiniz. Bir şeyler uymamış, ya da zamanlama yanlış olabilir. Doğru zamanda doğru yerde olabilmek her zaman sizin elinizde olmayabilir. Şans ve doku uyumu da önemli.

Tüm çevre faktörleri doğru olsa bile başarılı olacağınızın her zaman garantisi yok. Başarısızlık sizin hatanız olabilir ya da olmayabilir.

Yöneticilerin görevi başarı için gereken tüm kaynakları, yeterli ve yetkin bir ekibi, kurum kültürünü, takım ruhunu oluşturmak ve yönetmektir. Özellikle de hizmet şirketleri Yetenek Yönetimiyle en önemli girdisi olan insan kaynağından nasıl daha iyi faydalanabileceğini bulabilir yada yanlış olarak yetenek yönetimine gereken önemi vermez ve elindeki yetenekleri kaybedebilir.

Michael Bloomberg bir kitabında şöyle yazmıştır: “Benim işim, yetenekleri cezbetmek, işe almak, tatmin etmek, iş ahlakı konusunda onlara rehberlik yapmak, yeteneklerine uygun işlere atamak ve hep birlikte, işbirliğiyle çalıştıklarından emin olmaktır.”

Kovulmak yada istifa etmek belki de ihtiyaç duyduğunuz yeni başlangıçtır. İşe giderken ayaklarınız geri geri gidiyorsa, tutkunuzu, enerjinizi, rüzgârınızı kaybetmişseniz yeni bir başlangıç yapma zamanı çoktan gelmiş demektir.

Eleştiriye ve öğrenmeye açık olmanız gerekir. Herkesten bir şeyler öğrenmeye çalışın. Kendinizi tanımaya, mevcut durumunuzu anlamaya çaba harcayın. Dışarıdan nasıl algılandığınız konusunda sizi iyi tanıyanlara danışın. Kayıp zamanlarınızdan ve başarısızlıklarınızdan ders çıkartın ve kendinizi geliştirin.

Hata yapmadığını söyleyen insan ya hiç bir şey yapmıyordur yada yalan söylüyordur. Düştüğünüzde yeri dövmeyi bırakın. Araştırmayı ve öğrenmeyi alışkanlık haline getirin…

Başarılar, mutluluklar, sevgiler… 🙂

 

Paylaşın: Facebooktwittergoogle_pluslinkedinmailFacebooktwittergoogle_pluslinkedinmail
Takip Edin: twittergoogle_pluslinkedinyoutubetwittergoogle_pluslinkedinyoutube