Kanuni’nin emriyle İstanbul’a suyu getiren Mimar Sinan neden susuz bir evde öldü?

Paylaşın: FacebooktwitterlinkedinmailFacebooktwitterlinkedinmail
Takip Edin: twitterlinkedinyoutubetwitterlinkedinyoutube

Hikaye çok hazin. Derler ya: Duvara dayanma yıkılır, insana güvenme ölür.

Akla gelen bir diğer söz de:

“Verba volant scripta manent.”

Yani: “Söz uçar yazı kalır.”

Kanuni Sultan Süleyman döneminde İstanbul’da su sorunu yaşanınca çözüm için Mimar Sinan görevlendirilir.

İstanbul devamlı bir su problemi içerisindedir. Bu problemin çaresi asırlar önce Kanuni zamanında, Mimar Sinan’ın günlerinde konuşulmuş ve en büyük çare Sinan’la bulunmuştur.

İstanbul’un o günkü nüfusu çoğalınca Kanuni Sultan Süleyman, Sinan’ı çağırır, der ki: “Mimarbaşı, halkımız su ihtiyacı içinde.

Bir at yükü suya çok miktar akçe ödüyorlar. Acaba halkımızın bu su ihtiyacını karşılamak için birşeyler düşünmez misiniz?”

Mimarbaşı der ki: “Sultanım siz müsaade buyurun, ben İstanbul’un çevresini bir dolaşayım, dışarıda mevcut sulan İstanbul’a getirmenin mümkün olup olmadığını bir inceleyeyim ve ondan sonra size bir cevap veririm.”

Ve Sinan Ağa atına biner, yanına yardımcılarını da alır, Çekmece’den başlayarak kıyılan dolaşır, Beşiktaş’a kadar istanbul’un kıyılarında, dereleri, akan suları tespit eder.

Bu suların önü örüldüğü, baraj yapıldığı takdirde nereye kadar yükselir, nereden nereye kemer yapılarak İstanbul’a getirilebilir, bunun günlerce hesabını yapar.

Ve Kanuni’nin huzuruna çıkar. Sultan sorar:

“Mimarbaşı, İstanbul’a su getirmek mümkün müdür?”

Mimarbaşının cevabı: “Mümkündür Sultanım. Ancak çok ağır bir şartı var.”

“Nedir o mimarbaşı?”

“Sultanım, altın dolu keseleri uç uca dizmek şartıyla ancak İstanbul’a su gelebilir.”

Kanuni’nin cevabı şu olur: “Mimarbaşı sen İstanbul’a su getirmenin mümkün olup olmadığını söyle. Eğer mümkünse ben keseleri uç uca değil, yan yana dizmeye razıyım.”

Bunun üzerine Mimar Sinan kolları sıvar ve İstanbul’un dışındaki suları Kağıthane civarında belli yerlerde toplar, oradan da dere içlerine büyük geçitler yaparak İstanbul’a getirir ve şehrin belli meydanlarında umumi çeşmeler yaparak suyu akıtır.

Bu çeşmelerin tamamı da kırkı bulur. Ve Kırk Çeşme suları akmaya başlar.

O güne gelinceye kadar, musluk gibi bir adet olmadığı için sular boşa akıp gitmektedir.

O gün çok pahalıya mal olan suyu artık bostanlara, yollara akıtmak istemiyorlar ve ilk defa İstanbul’da lüle dedikleri musluğu çeşmelere koyuyorlar.

Su böylesine pahalıya geldiği ve kıymet kazanmaya başladığı için Kanuni bir ferman çıkanr, der ki: “İstanbul meydanlarındaki umumi çeşmeler halkın malıdır. Hiç kimse bu çeşmelerden gizlice yeraltından evine su alamayacaktır.”

Bu umumi kaidenin bir istisnasını da koyar Kanuni.

O da özel olarak Sinan’a iletilir. Denir ki: “Sen İstanbul’a böylesine güzel bir çalışma sonunda kırk çeşme sularını getirdin. Sen evine özel olarak bir lüle su alabilirsin.”

Ve Süleymaniye civarındaki meydan çeşmesinden Sinan’ın evine özel olarak yol yapılır ve su akıtılır.

Böylece Mimar Sinan evinde özel suyu olan tek kişi olur.

Mimar Sinan Şehzadebaşı Camiini, Süleymaniye Camiini ve Edirne’deki Selimiye Camiini yaptıktan -sonra yaşlanır.

Devir hep öyle geçmemiştir.

İtibarının yüksekte olduğu devirde, kendisinin kıymetini takdir edenler bir bir bu dünyadan göçmüşlerdir.

Kanuni vefat etmiştir, yerine başka padişahlar geçmiştir.

Ve Sinan 99 yaşına gelmiştir.

Çevresindeki dostları göçtüğü için de kendisi istanbul’da adeta yapayalnız kalmıştır.

Ve yeni bir nesil yetişmiştir.

Bir gün Sinan’ın kapısına birisi gelip dayanır. Kapıyı çalar.

Sinan bastonuna dayanarak kapıyı açar, “Buyurun” der.

Gelen meçhul insan, “Ben Topkapı Sarayı postacısıyım. Sizi divana çağırıyorlar. Herhalde bir soruşturmaya tabi tutulacaksınız” der.

Sinan Ağa, bu ihtiyar halinde, dostlarının tümünün göçüp gittiği, kendisini eserleri inşaat halindeyken görenlerin kalmadığı bu ihtiyar dünyada, “Acaba Topkapı Sarayına niye çağırılıyorum?” diye bastonuna dayana dayana gider.

Saraya girer, orada bir soruşturma heyeti kurulmuştur: Kadılar, ulemalar, müftüler, o günün vükelası. Sinan’a şöyle derler: “Sinan Ağa, hakkında şikayet var. Eve su almak yasak olduğu, hiç kimse evine özel olarak su almasın’ diye padişah fermanı olduğu halde, sizin evinizde özel su varmış.”

“Evet,” der, “Cihan Padişahı bana öyle özel olarak müsaade etmişti. İstanbul’a yaptığım, su hizmetinden dolayı sadece benim şahsıma su müsaade etmişti de almıştım.”

“O zaman şu müsaadenizi, fermanı görelim de ses çıkarmayalım. Kimseye verilmemesine rağmen, sizinki devam etsin.”

Sinan’ın cevabı şu: “Ben o zaman Cihan Padişahından ferman istemekten hicap etmiştim. Fermanım falan yok, ama su benim evimde akıyor.”

Divan müşkül durumda kalır, konuşmalar olur: “Sinan büyük hizmetler etmiştir, evinde suyu aksın.” Oradan başkaları cevap verir: “Bu Âl-i Osman’a hizmet eden sadece Sinan mı? Sinan gibi daha nice hizmet edenler vardır. Ya onların da evine özel su verilsin, ya da Sinan’a da bu ayrıcalık tanınmasın.”

Divanda uzun münakaşalar olur, son olarak verilen karar şudur: “Sinan gibi diğer hizmet edenlerin de evine su bağlanamayacağına göre, Sinan’a verilen su kesilmeli, fakat şimdiye kadar kullandığı su fermansız kullandığı için bir cezaya mucip olmamalıdır.”

Ve bu karardan sonra Sinan evine gelir. Üzgün, bezgin, fakat fazla müteessir değil.

Çünkü Sinan hizmetini Allah için yapmıştır. Kendisine bir ayrıcalık tanınsın, özel bir mükafat verilsin diye değil.

Ve Sinan 100 yaşına girerken hastalanır yatağa düşer. Vefat sırasında bir bezi suya batırıp da dudağına çalmak isterlerken bakarlar ki, evindeki musluktan su akmıyor.

İstanbul’a su getiren Sinan, susuz evde vefat eder. Vefat sırasında bu olayı başında konuşanlara verdiği cevap enteresandır:

“Biz hizmetimizi dünyada bir bardak suya satacak kadar menfaat düşkünü değiliz. Biz hizmetimizi Allah için yaptık ve mükafatını da ahirette bekliyoruz. Dünyada evimize su verilmediği için müteessir değiliz.”

Bu olayın bizlere verdiği mesajlar vardır. Dünyaya, şana, şöhrete, dosta, ahbaba, arka olmalara fazla güvenmemeli.

Dünya öyle güvenilecek, insanlar öyle bel bağlanacak kadar vefalı değillerdir.

Şartlar değişir, bugün sırtımız çok sağlam yerde olur, çok itibarlı insanlarla yakınlığımız olur.

Ama yarın bir de bakarız ki, onların hepsi göçüp gitmiş, biz de dayanacak kimse bulamamışız.

Paylaşın: FacebooktwitterlinkedinmailFacebooktwitterlinkedinmail
Takip Edin: twitterlinkedinyoutubetwitterlinkedinyoutube

What’s drawing visitors to Göltürkbükü and Bodrum Peninsula?

Paylaşın: FacebooktwitterlinkedinmailFacebooktwitterlinkedinmail
Takip Edin: twitterlinkedinyoutubetwitterlinkedinyoutube

The rich history and a host of boutique hotels in the Bodrum Peninsula on Turkey’s south-western coast is increasingly drawing intrepid jet setters to its storied shores.

Göltürkbükü is only a 45 minute drive from the peninsula’s new airport Milas Airport (BJV). The road weaves along Turkey’s south-western coast with views of the endless blue of the Aegean Sea.

Local fishermen pull up on the beaches and white stucco homes are just visible, highlighted with streams of floating purple bougainvillaea.

This small fisherman town Göltürkbükü and Bodrum was hidden gem until early 1980’s not only for foreign visitors but also for Turkish visitors.

Göltürkbükü is at northwest of Bodrum Peninsula and is now popular with the jet set; its beachside cafes and bars come to life after sunset.

Göltürkbükü has only 3000 population in winter. And Bodrum Peninsula has a population of 150,000, which soars to about a million in the summer.

Every year early June, superyachts are moored in the harbour.

Bodrum has been dubbed the St Tropez of Turkey. But its history is much more complex than St Tropez. Bodrum is the birthplace of Herodotus, the father of history, in the fifth century BC.

You can visit local food market run by villagers from the surrounding area every Monday at Göltürkbükü.

You can take a boat tour to virgin bays and you can swim among hundreds of fish species.

You can eat freshest and most delicious sea food in Göltürkbükü restaurants.

After sunset nightlife starts in Türkbükü cafes by the sea.

You can make a sight­seeing tour of its landmark Bodrum Castle (Castle of St Peter) and the Museum of Underwater Archaeology. Bodrum castle was built from the 15th century on by the Knights of St John (Knights Hospitaller). The museum is also inside the castle and it displays artefacts from the many shipwrecks found off the coast, such as hundreds of Roman-era amphora storage vessels, Islamic glassware, and Ottoman coins and pottery.

The amphitheatre is also a must-see. Every year most popular singers of Turkey are giving concerts in this magnificient acoustic atmosphere, with the breath taking view of Bodrum Bay.

Another must-see is the remains of the Mausoleum at Halicarnassus (as Bodrum was once known). The mausoleum, built around 350BC, was a huge tomb constructed for king Maussollos of Karia. It was one of the seven wonders of the ancient world and gave its name to all monumental tombs since.

You can visit Bodrum’s Tuesday textile market and buy yourself a traditional Turkish hammam towel (pestemal) for just a few euros.

You can also visit the ruins of several windmills up in the hills. These were used up until the 1970s to grind flour. From the windmills the view of the castle, Aegean and whitewashed ­houses is spectacular. City planning laws restrict building heights, and this has been vital in preserving the Aegean character of the town.

Bodrum peninsula have many small towns and villages which all have different different featured character. One is more entertaining the other is more calm. And every part of Bodrum gives different tastes in different months. Bodrum is a place giving different tastes each and every season.

Thats why the Cevat Şakir Kabaağaçlı’s famous poet is welcoming you at Bodrum Uphill.

“When you come to uphill, you will see Bodrum.
Do not think that you can go as you come.
Those before you were all like that.
They all left their minds in Bodrum…”
Halikarnas Fisherman
Cevat Şakir Kabaağaçlı 1890 –  1973

Paylaşın: FacebooktwitterlinkedinmailFacebooktwitterlinkedinmail
Takip Edin: twitterlinkedinyoutubetwitterlinkedinyoutube

Mısır Çarşısı, Yeni Çarşı ve Valide Çarşısı

Paylaşın: FacebooktwitterlinkedinmailFacebooktwitterlinkedinmail
Takip Edin: twitterlinkedinyoutubetwitterlinkedinyoutube📌 1663 tarihinde bir törenle açılan Mısır Çarşısı 17. Yüzyıl vakanüvisleri  tarafından ‘’Yeni Çarşı’’ ve ‘’Valide Çarşısı’’ adları ile anılmıştır. Ancak buradaki dükkanlarda satılan malların çoğunlukla Mısır’dan gelen mal ve baharatlar olması nedeniyle 18. Yüzyılın ortalarından itibaren ‘’Mısır Çarşısı’’ ismi ile anılmaya başlandığı görülmektedir. . .

📌 1874 tarihli Edmondo de Amicis’in İstanbul seyahatnamesinde Mısır Çarşısı şu şekilde anlatılmaktadır. ‘’İçeriye girer girmez, insanın burnuna öyle keskin bir nebat kokusu çarpar ki, neredeyse gerisin geri dönülür.

Burası, Hindistan, Suriye, Mısır ve Arabistan’dan gelen her türlü baharatın dolanarak, odalıkların ellerini yüzlerini boyayan, evlere, hamamlara, ağızlara, sakallara ve yemeklere güzel kokular veren, asabi paşalara kuvvet kazandıran, muhteşem şehre hayal, sarhoşluk ve keyif dağıtan esans, hap, toz, merhem haline döndüğü Mısır Çarşısı’dır.

Çarşıda biraz yürüyünce insan sersemlemeye başlar ve hemen uzaklaşır oradan; fakat bu sıcak ve ağır havayla, sarhoş edici kokuların tesiri, açık havaya çıkınca bile, bir müddet devam eder ve zihninizde Şark’ın en mahrem ve en manalı izlerinden biri olarak dipdiri kalır. .
.
.
#misircarsisi #mısırçarşısı #spicebazaar#egyptianbazaar #istanbul #turkey#grandbazaar #YeniCamii#EdmondodeAmicis #eatpraylovePaylaşın: FacebooktwitterlinkedinmailFacebooktwitterlinkedinmail
Takip Edin: twitterlinkedinyoutubetwitterlinkedinyoutube

İzala Boutique Hotel Mardin

Paylaşın: FacebooktwitterlinkedinmailFacebooktwitterlinkedinmail
Takip Edin: twitterlinkedinyoutubetwitterlinkedinyoutubeMardin, mimari, etnografik, arkeolojik, tarihi ve görsel değerleri ile zamanın durduğu izlenimini veren Güneydoğu’nun şiirsel kentlerinden biridir.
Mardin’e gittiğinizde eski şehrin göbeğindeki ve her yere yürüme mesafesinde olan İzala Boutique Hotel’de kalabilirsiniz. Fiyatı da gayet uygun ETSTUR @etstur özel fiyatlarıyla 2 kişi 2 gece toplam 540 TL konaklayabilirsiniz. 🛌👌👍😊 Asur döneminden bu yana ve hatta Roma ve Bizans dönemlerinde de Mardin ve civarı için İZALA ismi kullanılırmış.

İzala Boutique Hotel 1950’lili yıllarda halk evi olarak yapılmış sonrasında karakol olarak kullanılmış. Eski yapı kullanılmaz bir haldeyken restorasyonunu yaparak 2013 yılında 45 odalı butik otel olarak hizmet vermeye başlamış. 33 Standart oda, 10 Manzaralı Deluxe oda, 2 Executive odası bulunan otelin teras restoranının manzarası muhteşem. 🍽👌❤

@izala_hotel#izalaboutiquehotel #izalahotel#mardinhotels #mardin #designhotels#historichotels #authenticexperience#turkeyhotelsPaylaşın: FacebooktwitterlinkedinmailFacebooktwitterlinkedinmail
Takip Edin: twitterlinkedinyoutubetwitterlinkedinyoutube

Mekikçi Kutnu Kumaşları Gaziantep

Paylaşın: FacebooktwitterlinkedinmailFacebooktwitterlinkedinmail
Takip Edin: twitterlinkedinyoutubetwitterlinkedinyoutubeResimde gördüğünüz Batuhan Mekikçi 5.kuşak Kutnu Ustası ve üniversitede kutnu dersi veriyor. 66 yaşındaki Hüseyin Mekikçi 3.kuşak, oğlu Yusuf Mekikçi 4.kuşak, torunu Batuhan 5.kuşak kutnu ustası ve hepsi işlerinin başında maşallah. Hayırlı işleriniz olsun.

Yusuf Mekikçi telefonu ☎️ 05326927202

@mekikcikutnu @lonely_kid.l#KutnuKumaşı #mekikçikutnu #Gaziantep#kutnu #kutnufabric #kutnudokuma #canta#atki #kaskol #esarp #kimono #yemeni#kravat #yelek #kumasPaylaşın: FacebooktwitterlinkedinmailFacebooktwitterlinkedinmail
Takip Edin: twitterlinkedinyoutubetwitterlinkedinyoutube

Gaziantep nasıl Gazi oldu? Gazi şehir Gaziantep’in kurtuluş savaşı destanı

Paylaşın: FacebooktwitterlinkedinmailFacebooktwitterlinkedinmail
Takip Edin: twitterlinkedinyoutubetwitterlinkedinyoutubeGüzel ilimiz Gaziantep, Gazi unvanını kolay elde etmemiştir. Büyük kahramanlıklar göstermiş, nice şehitler vermiştir. Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk de Gaziantep’in kurtuluş savaşında gösterdiği kahramanlıklardan etkilenerek nüfusunu Gaziantep Bey Mahallesi’ne kaydettirmiştir.

Gazi ve Antep kelimelerinin yanyana gelmesi için verilen mücadele yaklaşık 10 ay sürdü.

Mustafa Kemal’in herkesin kendi bölgesini savunmasını istediğinde Kasım 1919’da gizli gizli Halep’ten silah getirildi ve şehirde saklandı.

5 Kasım 1919 da karakoldaki bayrağın indirildiğini haber alan Antep’liler toplanarak Türk bayrağını zorla geri astırdı.

21 Ocak 1921’de 3 Fransız askeri bir kadını taciz etti. Kadına yardıma koşan 12 yaşındaki oğlu şehit edildi. Çocuğun adı Kamil’di. Şehitkamil ilçesinin adı buradan gelmektedir. Halk o gün Fransızlara tepkisini yemek vermeyerek, ticaret yapmayarak gösterdi. Halkın bu tutumu karşısında bir süre sonra açlık sınırına gelen Fransızlar Kilis taburundan yardım istemek zorunda kaldı. Nizip’li Mehmed Said (namı diğer Şahinbey) Kilis yolu üzerinde 400 konvoyluk gıda sevkiyatını durdurmaya çalışıyor. Fakat Şahinbey’in silah arkadaşlarının çoğu şehit ediliyor. Kalan 5-6 arkadaşıyla cephaneleri biten Şahinbey göğüs göğüse çarpışmak için Fransızların önüne atlıyorlar ve maalesef şehit ediliyorlar. Şahinbey ilçesinin adı da buradan gelmektedir.

Antep kalesi savunmasında kısıtlı cephanelik nedeniyle “tik takı” denilen ve çevrildikçe ateş ediliyormuş gibi ses çıkaran aleti icat ediyorlar. Aşağıdaki resimde gördüğünüz bu alet Gaziantep Savaş Müzesinde sergilenmektedir.

Fransızlar kaleyi kuşatmışlar. 10 ay süren kuşatmanın ardından cephanesi biten ve çoğu şehit olan Antep’liler maalesef kaleyi daha fazla savunamıyorlar. Ankara’dan da bir yardım gelemiyor çünkü yurdun her yeri işgal altında ve her yer yanıyor. 10 ay süren direnişin sonunda Antep’i ele geçirdiklerinde şehre girdiklerinde askerleriniz nerede, bu halk mı bize direndi diyerek inanamıyorlar. Antep bu direnişte 6317 şehit vermiştir.

25 Aralık 1921’de Fransızlar Antep’ten çekiliyor ve Türk askeri şehre giriyor.

Gaziantep’in yürekli insanları vatanperverdir her zaman gerekeni yapmıştır ve yapacaktır. #UzaklardaArama @hsvhn @FatmaSahin @Gaziantepbld #Gaziantep #GüzelŞehir #Güzelinsanlar #GastronomiŞehri #MüzelerŞehri #Tarih #Medeniyet #Modern #YöreselLezzetler #hisvahan #hsvhn #gurmerestoran

 Paylaşın: FacebooktwitterlinkedinmailFacebooktwitterlinkedinmail
Takip Edin: twitterlinkedinyoutubetwitterlinkedinyoutube

Hammams of Gaziantep

Paylaşın: FacebooktwitterlinkedinmailFacebooktwitterlinkedinmail
Takip Edin: twitterlinkedinyoutubetwitterlinkedinyoutube🕌 💧💦🛀🧖‍♀️🧖‍♂️ Hammams ( public baths ) played a major part in ancient Ottoman culture and society. It was one of the most common daily activities. Wealthy people could afford to build bathing facilities in their houses but mostly the people have bathed in the communal baths (hammams). And also traveling caravans and passengers were using hammams for bathing.

In some ways, these resembled modern-day spas. The Ottomans raised bathing to a high level of art as they also socialized in these communal baths.

Büyük Pasha Hammam is Gaziantep’s one of the oldest hammam and it is next to Hışvahan Hotel & Gourmet Restaurant. It has been built by Lala Mustafa Pasha in 1577 and renovated in 2015 named as Hammam Museum.

There are many hammams still existing but only some of them are continuing their old functions today.

 

#GaziantepHamamMüzesi #GaziantepHammamMuseum #PaşaHamamı #turkishhammam #GöymenHamamı #İkiKapılıHamamı #HamamKonut #HüseyinPaşaHamamı #BeşaşerHamamı #BeşbaşarHamamı #EskiHamam #PazarHamamı #KaleHamamı #KeyvanbeyHamamı #NaipHamamı #ŞehitlerHamamı #ŞeyhFethullahHamamı #NakıpoğluHamamı #TabakHamamı #GaziantepKhans #Gaziantephammams #Antepinhamamları #CaravanSerais #AuthenticExperience #HistoricalHotel #SilkRoadPaylaşın: FacebooktwitterlinkedinmailFacebooktwitterlinkedinmail
Takip Edin: twitterlinkedinyoutubetwitterlinkedinyoutube

Sakıp Usta Beyran Gaziantep

Paylaşın: FacebooktwitterlinkedinmailFacebooktwitterlinkedinmail
Takip Edin: twitterlinkedinyoutubetwitterlinkedinyoutubeGaziantep’te beyran denince en önce akla gelen, en iyi lokantalardan birisidir Sakıp Usta. Dededen toruna 3. kuşak devam ediyor. “Menşur Paça Sakıp Usta”nın torunu Sakıp Usta işin başında şu anda. Meşhur değil Menşur. “Meşhur”un birkaç gömlek üstü. “Menşur”un üstü yok!!!

📎 Dede Sakıp Usta sabah 11’de dükkanı kilitleyip tömbekisini içer gidermiş. İkindi zamanında ikindi sazı dinler “bi ufak” içer evine gidermiş.

Sabaha hazırlık için gece 3’te lokantaya gelirmiş.

Çalışkanlık, istikrar ve yıllardır aynı lezzet. 👌 İşiniz daim olsun, hayırlı işleriniz olsun. 🙏

@sakipusta #beyran #kellepaça #gaziantep#mensur #meshurPaylaşın: FacebooktwitterlinkedinmailFacebooktwitterlinkedinmail
Takip Edin: twitterlinkedinyoutubetwitterlinkedinyoutube

Savaş Müzesi Gaziantep

Paylaşın: FacebooktwitterlinkedinmailFacebooktwitterlinkedinmail
Takip Edin: twitterlinkedinyoutubetwitterlinkedinyoutubeKurtuluş savaşının yokluk silahlarından biri de Tüfekçi Yusuf Usta tarafından üretilen “Tak-Takı”. Ağaçtan yapılan tokmak, sap ve çarktan oluşan “Tak-Takı”, çevrildiği zaman makineli tüfek sesi çıkarıyor. Bu sesi duyan düşman askerlerinin de “Antepliler’de silah var” diyerek, korkuya kapıldığı anlatılıyor.

🇹🇷 Kahraman Antep halkı sadece canlarıyla ve silahlarıyla savaşmamış, yeri geldiğinde de kıvrak bir zeka ürünü olan “Tak-Takı”yı kullanarak Psikolojik Harp yapmıştır.

Yurdun dört bir yanı işgal altında olduğundan, hiçbir yerden yardım alamayan Antep halkı kendi barutunu, mermisini kendisi üreterek savaşmıştır. Şehitlerimizin ruhu şad olsun. 🙏🇹🇷

#SavaşMüzesi #MilliMücadele#KurtuluşSavaşı #TakTakı #PsikolojikHarp#Gaziantep #Kahraman #GüzelŞehir#GüzelİnsanlarPaylaşın: FacebooktwitterlinkedinmailFacebooktwitterlinkedinmail
Takip Edin: twitterlinkedinyoutubetwitterlinkedinyoutube