Kazanmak Bir Alışkanlıktır

Takip Edin: twitterlinkedinyoutubetwitterlinkedinyoutube
Paylaşın: FacebooktwitterlinkedinmailFacebooktwitterlinkedinmail

Kazanmak, “bazen” yapılan şeylerle ilgili değildir. Kazanmak “sürekli” yapılan şeylerle ilgilidir. Doğru şeyleri sadece bazen yaparak kazanamazsınız, sürekli doğru şeyleri yapmanız gerekir. Kazanmak bir alışkanlıktır.

“Winning is not a sometime thing… It’s an all the time thing. You don’t win once in a while… You don’t do the right thing once in a while… You do them right all the time. Winning is a habit.” Vince Lombardi #VinceLombardi #Winning #CristianoRonaldo

@Cristiano Ronaldo dos Santos Aveiro

Takip Edin: twitterlinkedinyoutubetwitterlinkedinyoutube
Paylaşın: FacebooktwitterlinkedinmailFacebooktwitterlinkedinmail

İyi Bir Yöneticiye veya Patrona Sahip Olduğunuzun 20 Açık İşareti

Takip Edin: twitterlinkedinyoutubetwitterlinkedinyoutube
Paylaşın: FacebooktwitterlinkedinmailFacebooktwitterlinkedinmail

İyi Bir Yöneticiye veya Patrona Sahip Olduğunuzun 20 Açık İşareti

İnsanların işleriyle ilgili düşüncelerini belirleyen en önemli unsurlar nelerdir?

Maaşı, statüsü ya da çalışma koşulları mı?

O işin kişinin yeteneklerine uygun olması mı?

Evet, akla ilk gelenler bunlar olabilir. Bu konuda sizinle hemfikirim.

Peki, ama yöneticinin iyi olup olmamasını neden gözden kaçırıyoruz?

Yani bir iş için harika diyebiliyorsak eğer, bu noktadaki en önemli şeylerden birinin de iyi bir patron veya iyi bir yönetici olduğunu neden hesaba katmıyoruz?

Aslında iyi bir patronun çalışan için en önemli şeylerden biri olduğunu biliyor, ama bu faktörü en son sıralara atıyoruz.

Oysaki bir işin çalışma koşulları ne kadar iyi olursa olsun, başımızda kötü bir patron olduğu takdirde iş hayatında hiçbir zaman mutlu olamıyoruz.

İşte tam da bu nedenlerden dolayı, yüksek ücretler alan; ama işe mutsuz giden milyonlarca çalışan var.

Kötü patronlar tarafından yanlış yönlendirildiği için heba olan binlerce yetenek, aslında kendisi için doğru işte çalışan; ama kötü patronu nedeniyle işinden nefret eden sayısız başarılı profesyonel var.

Tabii, durum her zaman bu kadar kötü değil. Çünkü kötü yöneticilerin yanı sıra başarılı bir lider olabilmek için çaba harcayan iyi patronların hiç de az olmadığını biliyoruz.

Çalışanlarına yol gösteren, takım arkadaşları için her zaman en iyisini isteyen, insanlara işleri yerine getirmesi gereken köleler olarak değil de tek tek bireyler olarak bakan iyi patronlar…

Harika bir işe sahip olduğunu söyleyenlerin bu şekilde düşünmelerinin en önemli nedenlerinden biri de işte bu iyi patronlardır.

Çünkü yöneticiler ya da patronlar, bir işin sevilerek yapılmasındaki en önemli faktörlerden biridir.

Yani iyi bir patron tarafından yönetilen bir avukat da harika bir işe sahip olduğunu söyleyebilir, iyi bir patronu olan bir bulaşıkçı da!

Burada ne iş yaptığınızdan daha çok önem taşıyan şey, işinizi size sevdirecek başarılı biri tarafından yönetilip yönetilmediğinizdir.

Yoksa size dünyaları da verseler, kendinize ait lüks bir odanız da olsa, arabanız, binlerce liralık kazancınız da olsa; eğer patronunuzdan memnun değilseniz onu doğru ya da harika olarak tanımlayamazsınız.

Uzun lafın kısası, iyi patronlar veya yöneticiler hem çalışanların hem de şirketlerin başarısı için kritik bir öneme sahiptir.

Sonuçta bugün iyi bir patrona sahip olduğunuzu gösteren işaretlerden oluşan bir liste hazırladım.

Bu listenin hem çalışanlar hem de yöneticiler için faydalı olacağını umuyorum.

Dilerseniz incelemeye hemen başlayalım!

1.Yeteneklerinizi Takdir Eder

Yeteneklerinizi Takdir Ederİyi bir patron, çalışanının yeteneklerini takdir etmenin ne kadar önemli olduğunu bilir. Onlar takımlarındaki hiç kimsenin becerilerini küçümsemezler. Yani siz de yaptığınız işlerin ne kadar başarılı olduğu konusunda patronunuz tarafından takdir ediliyorsanız, iyi bir patrona sahip olduğunuz için kendinizi şanslı hissedebilirsiniz.

2.Gerektiği Zaman Suçu Üstlenir

Gerektiği Zaman Suçu Üstlenirİyi patronlar veya yöneticiler, karşılaşılan her başarısızlığın suçunu çalışanların üzerine yıkmazlar. Onlar gereken zamanlarda sorumluluğu üstlenir vaya takım arkadaşlarıyla paylaşırlar. Bu gibi durumlarda suçlayıcı bir tavır takınmak yerine, toplantı yapar ve çalışanlardan fikir alırlar. “Nerede hata yaptınız da böyle oldu” demek yerine “hatamız nerede olabilir” diye sorar, başarılar da olduğu gibi başarısızlıklarda da payları olduğunu bilirler.

3.Cana Yakındır

Cana YakındırBaşarılı patronlar, çalışanlarına karşı cana yakın davranmanın onlara “yüz vermek” anlamına gelmediğini bilirler. Siz de doğal olarak kişisel veya işle ilgili bir sorun karşısında ona başvurmaktan çekinmez, bu anlayışlı yaklaşım karşısında kendinizi minnettar hissedersiniz. Bu nedenlerden dolayı da işinize dört elle sarılır, karşınızdaki iyi ve cana yakın patronu hayal kırıklığına uğratmak istemezsiniz.

4.İletişimi Kuvvetlidir

İletişimi Kuvvetlidirİyi bir patron, iletişim yönünden güçlüdür. Eğer size bir şey anlatıyorsa, onu en ince ayrıntısına kadar anlarsınız. Kelimeleri doğru seçer, mantıklı konuşur ve bir şeyi sizin anlayabileceğiniz şekilde anlatırlar. İşte bu sayede siz de çok daha etkili bir biçimde çalışırsınız. Çünkü karşınızda sizden ne istediğini tam olarak anlatabilen bir yönetici vardır.

5.Gerekli Gereksiz Her Durumda Toplantı Yapmaz

Gerekli Gereksiz Her Durumda Toplantı YapmazBaşarısız patronlar, çalışanlarla sık sık toplantı yapmanın faydalı olacağını düşünerek büyük bir hata yaparken; iyi patronlar ise olabildiğince az toplantı yapmayı tercih eder. Çünkü onlar her birimin ne kadar çalıştığını, hangi çalışanının ne sorunu olduğunu, işlerin nasıl yürütülmesi gerektiğini biliyordur. İşleri sürekli kontrol eder ve kayda değer bir şey olmadıkça çalışanlarla toplantı yapmayı tercih etmezler. Yerli yersiz toplantı yapmanın hem bir stres kaynağı hem de bir zaman kaybı olduğunu bilirler.

6.Dinlemenin Ne Demek Olduğunu Bilir

Dinlemenin Ne Demek Olduğunu Bilirİyi yöneticiler, karşısındaki kişiyi dinlemenin ne kadar önemli olduğunu bilir. Sürekli kendileri konuşup, çalışanların ders dinlemek zorunda bırakılan öğrenciler gibi hissettirmesine neden olmazlar. Konuşmak isteyen kişileri can kulağıyla dinler ve konuyu anladıktan sonra çözüm odaklı öneriler sunarlar. Kısacası iyi bir patrona sahipseniz, karşısına dikilip geçen gün anlattığınız konu hakkında ne düşündüğünü sorduğunuzda yüzünüze boş gözlerle bakmazlar.

7.Her Şeyi Biliyormuş Gibi Davranmaz

Her Şeyi Biliyormuş Gibi Davranmazİyi patronlar kötü patronların yaptığı gibi “her şeyi ben biliyorum” triplerine girmezler. Eğer öğrenilecek bir şey varsa, onun hakkında soru sormaktan çekinmez ve yeni fikirlere karşı kulaklarını tıkamazlar. Yani karşısındaki kişinin onun astı olması, iyi patron için ondan bir şey öğrenilmez anlamına gelmemektedir. Gerektiği zaman çalışanlarına danışır ve hiçbir zaman “çok bilmiş” tavrı takınmazlar.

8.Kendi Görevi Olmayan İşlerle de Uğraşır

Kendi Görevi Olmayan İşlerle de Uğraşırİyi bir patron, mertebesinden dolayı kendisini odasına kapatıp gün boyu koltuğunda oturmaz. Çalışanlarını motive etmek için yeri geldiğinde onların işini yapmaktan çekinmez. Çalışanların arasına katılır ve onun için gereksiz olan ufak tefek işlerle uğraşırlar. Atıyorum, çalışanlarına çay dağıtırlar. Bu gibi küçük jestlerin, takımıyla arasında olan ilişkiyi güçlendirdiğini ve çok daha fazla sevilen bir patron olmasını sağladığını bilirler.

9.Öğretmekten Çekinmez

Öğretmekten ÇekinmezBaşarısız yöneticiler; çalışanların işi kendi kendilerine öğrenmeleri, sorunlarla yalnız başlarına başa çıkmaları gerektiğine inanırlar. İyi ve başarılı olan patronlar ise gerektiği zaman takımlarına öğretmenlik yapmaktan çekinmezler. İşi yapmakta sorun yaşadığını gördüğü bir çalışanın yanına gider ve ona yol göstericilik yaparlar. Çalışanlar da yöneticilerinin bu davranışı karşısında hayranlıkla onu izler ve patrondan öğrendiği işi en iyi şekilde yapmak için uğraşırlar.

10.Etkili Geri Bildirimin Ne Kadar Önemli Olduğunu Bilir

Etkili Geri Bildirimin Ne Kadar Önemli Olduğunu BilirProblemi olan veya işini yanlış yapan bir çalışan mı var? Onunla anında konuşmayı tercih eder. Ya da takımından biri kayda değer bir iş mi yaptı? Aynı şekilde kişiyi anında tebrik eder. İyi bir patron, hızlı ve etkili bir biçimde verilen geri bildirimin ne kadar önemli olduğunu bilir. Onlar bir işin değerlendirmesini günler sonra değil, olabilecek en kısa süre içerisinde yapmaya özen gösterir.

11.Olumlu Bir Atmosfer Yaratır

Olumlu Bir Atmosfer Yaratırİyi patronlar hem çalışanlar hem de kendi iyilikleri için olumlu bir atmosfer yaratmanın ne kadar önemli olduğunu bilirler. Bunun için farklı yöntemler dener, gergin bir ortamın hiç kimse için faydalı olmayacağını bilirler. Ofisi çalışmak için eğlenceli bir yer haline getirmeye çalışır, çalışanların burayı ikinci yuvaları olarak düşünmelerini sağlarlar.

12.Esnekliğin Başarının Anahtarlarından Biri Olduğunu Bilir

Esnekliğin Başarının Anahtarlarından Biri Olduğunu Bilirİyi patronlar, katı kuralların kişiye hiçbir faydası olmadığını bilir. Çünkü onlar gerektiği zaman esnek davranmanın ne kadar önemli olduğunu anlamışlardır. Bu özellikleri sayesinde de her zaman yeni fikirlerle karşılaşır ve bir olayı pek çok farklı açıdan değerlendirebilirler. Çalışanlarına karşı da benimsedikleri bu tutum sayesinde, çok daha fazla sevilen ve değer verilen bir patron olurlar.

13.Çalışanlara Yetki Vermekten Korkmaz

Çalışanlara Yetki Vermekten KorkmazBaşarısız yöneticiler çalışanlarına yetki vermekten ölesiye korkar. Birine yetki verdikleri zaman şirketi ele geçireceklerini düşünür ve bu durumdan endişe duyarlar. İyi ve başarılı yöneticiler ise çalışanlarına sorumluluk vermekten kaçınmaz, hatta gerektiği zaman onların kendi kendilerine karar alabilmelerini desteklerler. Öne sürülen bir teklifi değerlendirir ve bir çalışanın önerisini uygulamadan mutluluk duyarlar.

14.Anlayışlıdır

Anlayışlıdırİyi bir patron sürekli empati yapmaya çalışır ve kararlarını düşünerek alır. Karşısındaki kişiyi sadece bir çalışan olarak değil, aynı zamanda bir birey olarak da görür ve ona bu şekilde davranır. Bir zamanlar kendisinin de bir çalışan olduğunu düşünerek, takımına anlayışlı bir biçimde davranır. Çünkü bir kişinin tam performans gösterebilmesi için başındaki yöneticiyi sevmesi, sayması gerektiğini bilir.

15.Adildir

AdildirA kişisine her zaman nazik davranıp, B kişisini gördüğünde selam vermekten kaçınan patronlardan değildir. Ya da birine sürekli tolerans gösterip, bir diğerinin ufak bir hatası karşısında onu yargılamaya kalkışmaz. 10 kişilik bir ekibi olsa da 100 kişilik bir ekibi olsa da her birine karşı adil davranmaya çalışır. Kötü patronların yaptığı gibi sadece pohpohçularının yanında olmaz.

16.İş Yeri Dedikodularından Hoşlanmaz

İş Yeri Dedikodularından HoşlanmazBazı yöneticilerin yaptığı gibi çalışanların ağzından takım arkadaşları hakkında laf almaya çalışmaz. Ya da birilerine gizli görevler verip, insanların aklında çalışanlarına güvenmiyormuş gibi bir şüphe uyanmasına neden olmaz. Köşe başlarında yapılan fiskosları onaylamaz, aksine böyle bir durumla karşılaştığı zaman çalışanlarını nazikçe uyarır. Çünkü ofis içi dedikoduların bir iş yerine her zaman zarar verdiğini bilir. Bu nedenden dolayı da dedikoduyu onaylamaz ve çalışanlarının gözünde iyi bir model olmaya çalışır.

17.Kriz Anlarında Sakin Kalır

Kriz Anlarında Sakin KalırBaşarılı yöneticiler, kriz anlarında sakinliklerini korumaya devam ederler. İşler ne kadar kötüye giderse gitsin, bir panik havası yaratmak yerine çözüm odaklı düşünmeye çalışırlar. Kötü patronlar ise bu gibi durumlarda etrafındaki kişilere bağırıp çağırarak, iş yerinde fırtınalar estirerek profesyonel olmayan davranışlar sergilerler. Bunun kendilerine hiçbir yararı olmayacağını, yarardan öte zararının dokunacağını bilmezler. İyi patronlar ise yaşanılan krizin etkilerini başkalarına hissettirmemek için çaba harcarlar.

18.Sadece Büyük Olanları Değil, Küçük Zaferleri de Önemser

Sadece Büyük Olanları Değil Küçük Zaferleri De Önemserİyi yöneticiler çalışanlarının küçük zaferlerini de takdir eder. Atıyorum, yıllık hedefe doğru ilerlenen küçük bir başarının bile önemli olduğunu bilirler. Bunu çalışanlarına da hissettirirler. Ya sözlü bir tebrik ya bir mail ya da bir telefon görüşmesiyle çalışanlarına başarılarının farkında olduklarını hissettirirler. Bu bir çalışan için gerçekten motive edici bir harekettir.

19.Takım Ruhu Yaratır

Takım Ruhu YaratırBaşarısız yöneticiler çalışanların yakınlaşmasını ya da samimi olmasını tercih etmezken, iyi patronlar bu yaklaşımın tamamen tersini benimsemişlerdir. Onlar iş yerinde bir takım ruhu yaratmak için uğraşır, birbiriyle iyi geçinen kişilerin çok daha verimli çalışacağını bilirler. Mesela, mesai dışında eğlenceli organizasyonlar düzenler, çalışanların takım ruhuna sahip olması için faaliyetler düzenlerler. Çünkü başarılı bir şirketin arkasında her zaman ekip ruhuyla hareket eden güçlü bir takım olduğunu bilirler.

20.Çalışanlarına Hak Ettiği Değeri Verir

Çalışanlarına Hak Ettiği Değeri Verirİyi bir patron veya yönetici, çalışanlarına her zaman hak ettiği değeri verir. Bunu sadece kendisinin değil, çalışanlarının da bilmesini sağlar. Onlar, sorun çıkartan bir çalışanı bile kazanmak için çaba harcarlar. Gidenin yerini elbet biri doldurur gibi bir düşünce tarzını benimsemezler. Çünkü kişilere sadece bir işçi olarak değil, işin yürümesini sağlayan zincirin bir parçası olarak bakarlar.

Evet, başarılı yöneticilerin özelliklerini incelediğimiz listenin de sonuna geldiğimize göre; kendi patronunuzu nasıl niteleyeceksinizi gerçekten merak ediyorum. Belki işinizden memnun olmanızın en büyük nedenlerinden biri de söylediğim özelliklere sahip olan patronunuzdur. Ne diyorsunuz, siz de iyi bir patrona sahip olan şanslılar arasında yer alıyor musunuz?

Nesrin Bayraktar
19/02/2016 14:52:47

Takip Edin: twitterlinkedinyoutubetwitterlinkedinyoutube
Paylaşın: FacebooktwitterlinkedinmailFacebooktwitterlinkedinmail

Turizm’de Pazarlama ve 100 Dolar Fıkrası

Takip Edin: twitterlinkedinyoutubetwitterlinkedinyoutube
Paylaşın: FacebooktwitterlinkedinmailFacebooktwitterlinkedinmailÇPazarlamada-kriz-firsat-DorukAktoprak.comincede kriz = tehlike ve fırsat kelimelerinden oluşur.

Birçok olumsuz faktör biraraya geldi ve turizm sezonu geldi de çattı bile. Bazılarımız 2016’nın zor bir sezon olacağının farkında ve durumu toparlamak için pazarlamanın tüm tekniklerini kullanıyor, bazılarımız henüz durumun tam olarak farkında değil, bazılarımızsa farkında ama ne yapması gerektiğini bilmiyor, sormaya da cesaret edemiyor. Bazılarımız “On the job training”lerde öğrendiklerinin bu krizi atlatmaya yeteceğini zannediyor. Allah mesut etsin bilmemek mutluluktur. 🙂

Yıllar önce duyduğum bir fıkrayı sizlerle paylaşmak istiyorum.

Mevsim yaz, aylardan temmuz. Fransız Riviera’sında küçük bir sahil kasabası. Yaz sezonu, ama yağmur yağıyor ve heryer bomboş. Kasabada herkesin birbirine borcu var ve krediyle yaşıyorlar. Şans eseri otele zengin bir Rus turist geliyor ve resepsiyona 100 dolar bırakıyor. Ama odayı beğenmezsem paramı alıp giderim diyor ve odaya bakmaya çıkıyor. Otel sahibi parayı alır almaz kasaba olan borcunu ödüyor. Kasap, 100 doları hemen alarak toptancıya borcunu vermeye gidiyor. Toptancı da büyük bir sevinçle parayı alıp, nakliyeciye borcunu ödüyor. Nakliyeci de dönüp dolaşıp otele olan borcunu ödüyor. Ve o anda Rus müşteri odadan geri dönüyor, odayı beğenmediğini söyleyip 100 dolarını geri istiyor. Parasını geri alan Rus müşteri, kasabayı terk ediyor.

Rus müşterinin bu ziyaretinden somut olarak hiç para kazanan olmuyor. Ancak tüm kasaba borçlarından kurtuluyor. Ek olarak da ekonomi büyüyor. 100 dolar 500 dolarlık işlem hacmi yaratıyor. 100 dolar kimsenin cebinde fazla süre kalmıyor ama aslında esas olan otelciye oluyor ve odası boş kalıyor.

Bu fıkra vesilesiyle düşünmemiz ve sormamız gereken bazı sorular var. Misafir odayı neden beğenmedi? Sorduk mu? Kaybettiğimiz misafirleri neden kaybediyoruz araştırıyor muyuz? Oteldeki odalardan hiçbirini mi beğenmedi? Odayı kim gezdirdi bellboy mu? Öylece çekip gitmeden önce misafire alternatif odalarımızı sunduk mu? Otelimizin diğer avantajlarından (konum, ulaşım, varsa spa, F&B kalitemiz vb) ve sunulan ek hizmetlerden (internet, concierge ve misafir ilişkileri) bahsettik mi? Pazarlamada, üründe yada personelde neyin eksik olduğunu araştırıyor muyuz? Tüm bu soruların ve misafir memnuniyetinin de pazarlamanın konusu olduğunu biliyor muyuz?

Otel ismi vermeye gerek yok, bilenler bilir; Sirkeci ve Sultanahmet’te 20 m2 odayı bu kötü dönemde bile 150 EUR’ya nasıl pazarlayabiliyor turizm duayenlerimiz? Diğer otellere göre alternatif maliyeti bu kadar yüksek fiyatları ödeyen misafirleri nasıl bu kadar mutlu edebiliyorlar? Nasıl bu kadar olumlu yorum alıyor ve Tripadvisor’da liste başı oluyorlar? Bu otellerin sahipleri, yöneticileri ve personeli neyi farklı yapıyor? Bu kriz döneminde bile odalarını nasıl dolduruyorlar? 5 yıldızlı oteller bu kriz döneminde 25 – 50 EUR’ya oda satmaya çalışıp da satamazlarken bu küçük oteller neyi bizden daha iyi yapıyorlar?

Pazarlama titrinin “Satış” titriyle beraber promosyon olarak gelen bir kenar süsü olmadığının farkında olanlarımızı tenzih ederim. Pazarlamanın kısa ve uzun vadeli planları yapan, oyunu kuran ve yöneten, stratejiyi ve taktikleri geliştiren, krizleri yöneten bir “Yönetim Bilimi” olduğunun farkında olanlarımız bu sene otellerini dolduracaklar, en az zararla otellerini kurtaracaklar. Nasıl mı? Ekonomi ve bombaların etkisiyle iyice azalan talebin önemli bir kısmını “Etkin Pazarlama Yönetimiyle” kendi otellerine çekmeyi başaracaklar ve krizi en az hasarla atlatacaklar. Diğerlerimizse maalesef çok zor bir sezon yaşayacaklar.

Bombaların patladığı bu kriz döneminde bile otelini doldurabilen turizm duayenlerimiz neyi bizden daha iyi yapıyorlar? “Pazarlama, Pazarlama, Pazarlama” ; krizden tek çıkış yolumuz. Yönetim Bilimi olanından bahsediyorum satış titrinin kenar süsü olandan değil. Umarım bu kriz iyi şeylere vesile olur zira kriz demek fırsat demektir. 

Tüm turizmcilere başarılı bir sezon dilerim. Sevgiler, saygılar

www.DorukAktoprak.comTakip Edin: twitterlinkedinyoutubetwitterlinkedinyoutube
Paylaşın: FacebooktwitterlinkedinmailFacebooktwitterlinkedinmail

Ekibinizi Motive Etmenin Yöntemleri

Takip Edin: twitterlinkedinyoutubetwitterlinkedinyoutube
Paylaşın: FacebooktwitterlinkedinmailFacebooktwitterlinkedinmailÇalışanların motivasyonunu en çok etkiliyen faktör direk olarak bağlı çalıştıkları yöneticilerinin onlara gösterdiği tavır ve davranışlardır. Yöneticilerin ekibini nasıl motive veya demotive edebileceğini tartışmaya açmak istiyorum.

Amacım ekibini motive etmek isteyenlere yol göstermek, demotive edenlerin kendilerini sorgulamasını sağlamak. Aslında işin özü, altın kuralı uygulamak, empati yapmaktan geçiyor bence. Üstleriniz neyi nasıl yapınca motive oluyorsunuz yada demotive oluyorsunuz?

  1. Altın kural, size davranılmasını istediğiniz gibi davranın. Binlerce yıldır her türlü insani ilişkide başarıyla işleyen bu kural en temel göstergeniz olsun. Size yapılmasını istemediğiniz birşeyi siz de uygulamayın.
  2. Ekibinizin kariyer rotasını onlarla birlikte belirleyin. Ve onlara kariyerlerini önemsediğinizi gösterin. Bireysel gelişim göstermeleri için onlara mentörlük, koçluk yapın. Eksik yönlerini ve kendilerini geliştirmek için almaları gereken eğitimleri belirleyin. Değişime ve gelişime onları teşvik edin. Birşeyler öğrenemediği, kendini geliştiremediği için iş değiştiren pek çok kişi tanıdım, bir kısmı da benim ekibimdeydi. Maalesef kariyer planlarını yönetmeyi beceremediğim için elimde tutamadığım çok personelim oldu.
  3. İş ve özel yaşam dengesini kurmalarına yardımcı olun. Özel işlerini halledebilmeleri için gerektiğinde çalışma saatlerinde esneklik sağlayın. Aileyle ilgili işler, doktor randevuları gibi konularda göstereceğiniz anlayış ve esneklik ekibinizi tahmin edeceğinizden çok motive edecektir. Sabahları geç kalmalarını, alışkanlık haline getirmedikçe, fazla büyütmeyin. Ekibinizin birbiriyle kaynaşmasını sağlayın. İş yerinde sosyal vakitler ve ortamlar yaratın. Her gün işe gelirken “of aman yine mi işe gidiyorum” duygusunu yok etmeye çalışın. İşlerini sadece para için yaparlarsa demotive olacaklardır. Bir gün bir yıldız gibi kayar giderler.
  4. Empati yaparak anlamaya çalışın ve ekibinizi dikkatlice dinleyin. Onlara değer verdiğinizi gösterin. Kendilerine, fikirlerine değer verilmediğini düşünmeleri aşırı demotive edicidir. İşi geliştirmekle ilgili veya işteki problemleri çözmekle ilgili fikirlerini dinleyin. Kaygılar, hayal kırıklıkları, çatışmalar, üzüntüler, ailevi sorunlarını dinleyin. Abartmadan elbette. Sürekli olarak numaradan hasta olanları ve sizi kandırmaya çalışanları mutlaka ikaz edin. En az sorun yaşayan, en az mazeret bildiren, işe sürekli vaktinde gelen personelinizi de ayrıca ödüllendirin.
  5. Motivation2Yönetici pozisyonunuzu kullanarak dedim oldu, yaptım oldu, ben öyle istiyorum düşünce şekline sahip olmak, ekibinize ve tercihlerine saygı duymamak onları demotive eder. Ekibinizle yapacağınız toplantılarınıza geç kalmak, yönetici olduğunuz için bunu kendinizde bir hak olarak görmek, ekibinizle aranıza duvar örecektir. Toplantılarınızı sürekli ötelemek önemsiz hissetmelerine ve iyice demotive olmalarına sebep olacaktır. Ekibinizin zamanlarına saygı gösterin, onları bekletmeyin. Maillerine, mesajlarına mutlaka geri dönün. Detaylı cevap veremiyorsanız bile döneceğiniz zamanı bildirin. Sorularını, isteklerini sonra sonra diyerek ötelemeyin. Telefonlarınıza çıkın ve rahatsız ettikleri hissini yaratmayın. Önerilerini görmezden gelmeyin. Emredilenleri emredildiği gibi yapmalarını, fikir üretmemelerini asla söylemeyin. Askeri bir disiplin ve hiyerarşi oluşturmaya çalışmayın. Bunlar küçük önemsiz şeyler gibi gözükebilir ama ekibinizin hislerinde büyük etkisi vardır. Yöneticilerinden ve patronlarından nefret eden çalışanlar çok hızlı bir şekilde iş değiştiriyor. Kendinizi sevdirmek için onlara sevgi ve ilgi gösterin. Vermeden alamazsınız.
  6. Ekibinizden birinin başardığı bir işi mutlaka ilan edin. Bazen maddi bir ödülden bile önemlidir, işe yaradıklarını hissetmelerini sağlamak. Katkıları çok küçük bile olsa ekibinizin emeğini küçümsemeyin. Ben olmasaydım siz ne işe yarardınız havası yaratmayın. Unutmayın ki “Şeyh uçmaz, müritleri uçurur.”
  7. Öfkeden kendinizi kaybetmeyin, işyerinde terör estirmeyin. Gelene gidene bağırıp, çağırmayın. Öfkenizi kontrol edemiyorsanız, ekibinizi hata yapmaktan korkar, inisiyatif alamaz bir hale getirirsiniz. Eleştirel bir yaklaşımınız olmalı ama eleştirileriniz teşvik edici olmalı, kırıcı değil.
  8. Ekibinizi ve başarılarını mutlaka övün. Kovma tehtidiyle iş gördürme devri çoktan kapandı. Çalışanlar artık ruhlarının okşanmasıyla verimli olabiliyor. İyi bir iş yaptıklarını ve değerli olduklarını duymak isterler. Basit ama etkili teşvik edici cümlelerle inanılmaz bir motivasyon ve bağlılılık sağlarsınız. Başarısız olduğunu ve performans gösteremediğini düşünmeleri çalışanlarınızın demotive olmasına ve iş değiştirmelerine sebep olacaktır.
  9. Ve son olarak da patronların pek sevmediği başarının maddi olan kısmını paylaşmaya geldik. Hedefleri dağıtırken gösterdiğiniz bonkörlüğü ödülü paylaşırken de gösterin. Şirketinizin performans göstergeleriyle (KPI) ekibinizin ekonomik beklentilerini birbirine bağlayan, ulaşılması imkansız olmayan hedeflerle bir prim sistemi oluşturun. Ödemekten sakınmayacağınız miktarda primler üreten ama aynı zamanda da teşvik edici olacak hedefler belirlemelisiniz. Dönemler çok uzun olmasın ve söz verdiğiniz gibi de primlerinizi ödeyin. Bu sisteme sadece satış ekibi ve üst yönetimi değil her seviyedeki tüm çalışanlarınızı dahil edin.

Son madde haricindekilerin şirketinize bir maliyeti yoktur. Aslında son maddeyi de iyi planlayabilirseniz onun da şirketinize maddi-manevi katkısı maliyetinden katbe kat fazla olacaktır. Ekibinizi motive etmenin aklıma gelmeyen ve sizlerin zaten uyguladığı türlü yolları olabilir. Olabildiğince kısa ve basit tutmaya çalışarak ilk aklıma gelenleri yazdım.

Görüşlerinizi ve benim aklıma gelmeyen eklemek istediklerinizi yorum olarak ekleyebilirseniz memnun olurum.

Sevgiler, saygılar
Doruk AktoprakTakip Edin: twitterlinkedinyoutubetwitterlinkedinyoutube
Paylaşın: FacebooktwitterlinkedinmailFacebooktwitterlinkedinmail

Mobbing, Ters Mobbing, Sosyal Kabadayılık

Takip Edin: twitterlinkedinyoutubetwitterlinkedinyoutube
Paylaşın: FacebooktwitterlinkedinmailFacebooktwitterlinkedinmailMobbing ve Ters Mobbing: her ikisi de işletmelerde takım uyumunu bozan, huzurlu ve verimli çalışmayı engelleyen, yeteri kadar önem verilmeyen ve farkındalık gerektiren, düzeltici ve önleyici çalışmalar yapmamızı gerektiren eylemlerdir. Yöneticilerin ve patronların hep güçlü olduğu varsayıldığından bugüne kadar mobbing daha fazla konuşulmuş ve ön planda olmuştur. Bense fazla konuşulmadığı için diğeri kadar önemli hale gelen ve oldukça sık rastlanılan Ters Mobbinge değinmek istiyorum.

Mobbing, bir veya birden çok kişinin, başka bir kişiye yada gruba “Sosyal Kabadayılık” yapmasıdır. Yıldırma veya iş yerinde psikolojik terör yaratmak için yapılır. Daha güçlü olan kişi yada grubun hedef olarak seçilen kişi yada grubun işini zorlaştırmak ve iş yaşamından dışlamak için uyguladığı sistematik psikolojik baskıdır.

Ters Mobbing (Reverse Mobbing) ise bir astın veya bir grup çalışanın yöneticilerine veya patronlarına, kasıtlı olarak, açıkça ya da gizliden gizliye haksız bir takım eylemler içinde olmaları “Sosyal Kabadayılık” yapmalarıdır. Bu eylemler, psikolojik tacizde bulunma, topluca işten ayrılmakla tehdit etme, işten ayrılmaksızın yöneticilerinin hiyerarşik pozisyonunu bozmaya çalışma gibi yıldırma eylemleridir. Ters mobbinge, kişisel anlaşmazlık, kimyasal uyumsuzluk, ayak kaydırma ve yükselme isteği, sonradan gelene karşı kendi çöplüğünü işaretleme, lobicilik veya yapılan mobbinge cevaben başvurulduğu gözlenebilir.

Ters mobbingin uygulanmasında en yaygın olarak astların üstlerine gerçekleştirdiği eylemler şunlardır; işleri yavaşlatma, sabote etme, talimatlara uymama, kasti olarak yanlış işlem yapma, işlerini ve görevlerini unutma, yanlış bilgi verme, bildiği halde bilgi vermeme, sorulduğu halde bilgiyi saklama, gördüğü ve duyduğu halde görmemiş ve duymamış gibi yapma, yöneticisi hakkında dedikodu yapma ve asılsız dedikodu çıkartma, yöneticisinin sözünü kesme, yöneticinin verdiği işleri kabul etmeme, farklı bahaneler üretme, işlerinin yoğunluğundan yakınarak işi üstüne almama, jest ve bakışlarla ilişkiyi kesme, bulunduğu ortamda yöneticiyi yok sayma ve sanki yokmuş gibi davranma ve yöneticinin yaptığı işi sürekli eleştirme ve benzeri eylemler.

Mobbing ve Ters Mobbing uygulayanlarda şu özellikler tespit edilmiş: aşırı denetleyici, korkak, nevrotik, bulunduğu alanı sonradan gelenlere karşı kendi çöplüğü olarak gören, güç ve iktidar açlığı olan, kıskanç, şişirilmiş benmerkezcilik duygusuna sahip, kendine aşık narsist bir kişiliğe sahip, antipatik özellikler taşıyan, düşmanlıktan hoşlanan, can sıkıntısı içinde zevk arayışında olan, önyüzde gözükenin aksine bastırılmış ikincil bir kötü kişiliğe sahip, kötü niyetli ve hileli eylemlere başvurmaktan çekinmeyen, çocuklukta travma yaşamış, ailesi tarafından bencil ve şımarık yetiştirilmiş ve benzeri özellikler.

Mobbing ve Ters Mobbing işyerinde dikkatleri dağıttığından için iş verimliliğini çok kötü etkiler, çalışanların iş tatminini azaltır. Mobbing ve Ters Mobbing yapmayın, yapanları aranızda tutmayın!

Özellikle yöneticiler olarak görevin büyüğü bizlere düşüyor. İşyerlerimizde verimli bir çalışma ortamı yaratabilmek için her iki kötü davranışın da farkında olmamız ve mümkünse bu tür eylemlere daha başlangıç safhasında engel olmamız gerekmektedir. Bu tür eylemlerde bulunan çalışanları ve yöneticileri de tespit etmek, düzeltici ve önleyici işlem yapılmasını sağlamak gerekmektedir.

Herkese huzurlu bir çalışma ortamı ve verimli çalışmalar dilerim.

Sevgi ve saygılarımla,
Doruk AktoprakTakip Edin: twitterlinkedinyoutubetwitterlinkedinyoutube
Paylaşın: FacebooktwitterlinkedinmailFacebooktwitterlinkedinmail

İyi bir yöneticinin özellikleri nelerdir? Nasıl iyi bir yönetici olunur?

Takip Edin: twitterlinkedinyoutubetwitterlinkedinyoutube
Paylaşın: FacebooktwitterlinkedinmailFacebooktwitterlinkedinmailİyi bir yönetici, işletme hedeflerine ulaşmak için plan yapan, bu plana uygun taktikler geliştiren, plana göre ekibini seçen ve örgütleyen, ekibin birbiriyle uyum içinde çalışmasını sağlayan, eldeki tüm kaynakları doğru hedeflere yönlendiren, doğru işin yapılmasını sağlayan, kendini ve ekibini sürekli geliştiren, ekibine mentörlük ve koçluk yapan yetki ve sorumlulukları tanımlı profesyoneldir.

iyi-yonetici-nasil-olur-2İyi bir yönetici gerektiğinde çalışanları gerektiğinde üst yönetimi yada patronları temsil edebilmelidir. Ast ve üstlerini empati yapmaya teşvik edebilmelidir.

İyi bir yönetici, hedefleri önceden planlayabilen, eleştirel düşünce yapısına sahip, çalışanlarını dinleyen, zamanını doğru şekilde yönetebilen, ekibinin motivasyonunu kırmadan yeterli geri bildirim verebilen, çalışanlarını motive edebilen, iyi bir mentördür.

İyi bir yöneticide, planlama, örgütleme, yönlendirme, eşgüdüm, liderlik, denetim, yenilikçilik, gelişime açıklık, mentörlük ve koçluk becerileri olması gerekir.

Tüm yöneticilerin iyi yada kötü yaptığı işlerin toplamına yöneticilik denir.

“Bütün bunları sen yapabiliyor musun da buraya yazdın?” diyebilirsiniz. Haklısınız… Elbetteki ben de mükemmel bir yönetici değilim. Ama neyin nasıl olması gerektiğini az çok biliyorum. Yorumlarınıza ve görüşlerinize de açığım. Yeteneklerimin ve eksikliklerimin farkındayım.

Deneme yazım bu kadar beğeni aldığına ve paylaşıldığına göre demek ki önemli bir konuya değinmişim. Ne mutlu 🙂Takip Edin: twitterlinkedinyoutubetwitterlinkedinyoutube
Paylaşın: FacebooktwitterlinkedinmailFacebooktwitterlinkedinmail

Şükret, Mutlu Ol

Takip Edin: twitterlinkedinyoutubetwitterlinkedinyoutube
Paylaşın: FacebooktwitterlinkedinmailFacebooktwitterlinkedinmailGİZEM SEVİNÇ SELVİ / HABERTÜRK PAZAR 

Batı dünyası “şükretmeyi” yeniden keşfediyor. Bu trend dahilinde piyasaya sayısız kitap, film ve uygulama çıkıyor. Ama bu kadar tantanaya gerek yok; zira hayatta mutlu olmanın sırrı sadece elinin altındakileri görebilmek…Baştan belirteyim, bu kesinlikle “Gerçekten yeni bir çoraba ihtiyacınız var mı?” diyerek edebiyat parçalayan bir yazı olmayacak. Evet, çoraba ihtiyacınız olmayabilir ama yenisini almanın ne kadar eğlenceli olduğu da tartışılmaz. Gelin görün ki her şeye rağmen bir şeyler ters gidiyor. Kabul edelim, mutsuzuz. Üstelik işten çıkıp koştura koştura gittiğimiz yoga seanslarına ve kaç çift olduğunu unuttuğumuz ayakkabılarımıza rağmen mutsuzuz. Eminim nedenini siz de sorguluyorsunuzdur ve raflarınız alıp alıp okumadığınız, okusanız da pek bir şey anlamadığınız kişisel gelişim kitaplarıyla dolup taşıyordur. Peki gerçekten derdimiz ne? Para mı? Sevgili mi? Eş mi? İş mi? Ya bunlar varken bile mutsuzsak?

ŞENLİĞİ KAYBETTİK

İngiliz yazar Anna Hart’a göre yanıt çok basit: “Şükürsüzlükten!” Hart’a hak vermemek zor. En son hayatınızda olan neyi kutladınız mesela? Hatırlıyor musunuz? Bakın Osho “Meditasyon, Kutlama Sanatı” kitabında neler demiş: “Şenlik, boyutu anlaşılması gereken en önemli şeydir ama biz onu tamamen kaybettik. Şenlik derken, anbean size gelen her şeyin keyfini çıkarma kapasitesinden söz ediyorum… Eğlenirken bile eğlenmiyors, bunun keyfini çıkarmıyorsunuz. Zaten kazanmak için oynayınca oyun bir işe dönüşüyor; o zaman sadece sonuç önemli oluyor.”

ŞÜKREDENLERİN MODU YÜKSEK!

Aslında bu “zihin” edebiyatına da karşıyım ama sanırım Osho haklı. Bu noktada American Psychological Association’ın (APA) geçtiğimiz nisanda yaptığı araştırma dikkate değer. Bulgular kısaca şöyle: Sahip olduklarına şükredenlerin “modu” her daim çok daha yüksek, uykuları çok daha düzenli ve kendilerini yorgun hissetme oranları gözle görülür biçimde daha düşük. Aslında bu meselenin ayak seslerini uzun zamandır duyuyoruz. Julia Roberts’ın yediği, dua ettiği, üstüne Javier Bardem’ine kavuştuğu günleri unutmuş olamazsınız (“Ye, Dua Et, Sev”i mutlaka izleyin). Bunun üzerine “anı yaşa” mottolu kitapların, filmlerin pazarı nasıl parsellediğini de! Sadece Apple Store’da 163 ayrı şükretme uygulaması var. Amazon’da “gratitude” (şükran) diye arama yaptığınızda karşınıza 20 bin 451 doküman yığılıyor. Janice Kaplan’ın şükrederek yaşama kabilinden kaleme aldığı “The Gratitude Diaries”, İngiltere’de yılın en popüler kitaplarından biri oldu. Tüm bu mutluluk projeleri rafların en önünde yok sattı.

ÖNCE YAŞAYIN 

Ama cilt cilt kitap okumak, sizi daha mutlu bir insan yapmıyor. Zira bu kitapların şöyle bir handikabı var; okurken her şey muazzam ama kitap biter bitmez elimiz depresyon hırkası arıyor! Anne Hart ise “Ama ilginçtir, nelere şükrettiğinize dair aldığınız 1-2 satır notun hayatınızı değiştirmesi mümkün olabilir” diyor. Okuyun, öğrenin, deneyimleyin ama yanıtı kitaplarda ararken kendi hayatınızda ne olup bittiğini kaçırmayın; yani önce yaşayın! Bu arada celebrity güruhu da “şükür trendi”nden nasibini alıyor elbette. Son zamanlarda ünlülerin demeçlerinde en çok kullandıkları kelime “thankful” (müteşekkir) olabilir. Jennifer Lopez’in, Justin Bieber’ın ya da Katy Perry’nin twit’leri ve Instagram postları #blessed (mübarek) ve #grateful’dan (minnettar) geçilmiyor.

İYİ Kİ HAYATIMDA
Tabii dijital âlem de geri kalmıyor. Mesela, İngiliz Carla White tarafından hayata geçirilmiş bir tür “şükür günlüğü” olarak çalışan “Bliss” adlı uygulamayı yüklediğinizde karşınıza çeşitli boşluk doldurma soruları geliyor. Bunlardan ilki: “‘İyi ki hayatımda dediğiniz birini seçin.” Bu kişi ailenizden ya da çevrenizden herhangi biri olabilir. Ardından neden bunun için mutlu olduğunuza dair bir küçük paragraf yazmanız isteniyor. Sonra her gün, o gün için minnet duyduğunuz 5 maddeyi listeliyorsunuz.

Uygulamayı ben de yükledim, denedim. Ve hiç beklemediğim şekilde memnun kaldım! Şöyle anlatayım; belki de “Bliss” olmasa, annem bana borç verdiği için minnet duymak aklımın ucundan geçmeyecekti. Yani birkaç günlük deneyimimle söyleyebilirim ki işe yarıyor. Unutmanıza imkân da vermiyor, “Haydi, bugünün 5 maddesi” gibi uyarılarla kendini her gün hatırlatıyor. İsterseniz bu maddeleri Instagram’a post’layabiliyorsunuz ayrıca. Ama bana sorarsanız böylesi, yemek paylaşımlarından bile daha büyük görgüsüzlük. Yine de siz bilirsiniz, neticede herkesin şükürü, Instagram’ı kendine!

Her gün kendine hatırlat

Carla White’ın hikâyesi öyle vurucu ki, bize şükretmenin ne kadar değerli olduğunu tekrar hatırlatıyor. Bu aplikasyon nasıl ortaya çıktı dersiniz? White, “Bundan birkaç yıl önce babamı kaybettim, ardından iflas ettim ve büyük bir depresyon geçirdim” diye başlıyor anlatmaya. “Kişisel gelişim kitapları okumaya çalışsam da başaramadım, sonunu getiremiyordum. Sonra hergün birkaç dakikamı ayırarak bir şükran günlüğü tutabileceğimi düşündüm.” Devamında yalnızca 2 ay içinde nasıl da toparlanmaya başladığını, yavaş yavaş sağlığına kavuştuğunu ve yeni iş fırsatlarına göz atmaya başladığını sıralıyor. Bunun için yaptığı tek şey, elinin altında olanları her gün kendisine hatırlatmak olmuş.

Evren size her gün mucizeler hazırlar

“Masat Terapi” kitabının yazarı, Türkiye’de yaşayan Judith Malika Liberman’la “şükretmek” hakkında konuşma fırsatım oldu ve şöyle güzel bir hikâye anlattı. Paylaşmasam olmaz: “Geçtiğimiz hafta Tiyatro Medresesi’nde düzenlediğim atölyede katılımcılarla ‘Gizli Melek’ adlı bir oyun oynadık. Basit bir oyun aslında; küçük bir kura çekiyoruz ve ismini çektiğiniz katılımcıyı 1 hafta boyunca gözlemleyip onun gizli meleği oluyorsunuz. Bu bir yüreklendirme cümlesiyle de olabilir, gününü güzelleştirecek küçük bir detayla da… Atölyenin sonunda katılımcılardan Ebru yanıma gelip ne dedi biliyor musun? ‘Bu hafta meleğimden gelen her kahve ya da sarılma sonrası inanılmaz bir şükür duygusu kapladı içimi. Çünkü görüldüğümü ve desteklendiğimi hissettim. Bunun üzerine gerçek hayatta da hiçbir şeyin farklı olmadığını fark ettim.” Bu kadarı biraz fazla naif görünse de Ebru’nun Liberman’a anlattıkları şöyle: “Aslında her gün kafede birileri bana kahve servis ediyor. Makineler çamaşırlarımı yıkıyor ve dolmuş şoförleri beni gitmem gereken yere götürüyor. Ama bugün gizli meleğim getirene kadar birilerinin bana kahve hazırladığının bile farkında değildim…” Liberman, “Ebru’nun söyledikleri çok önemliydi. Bu, bir haftalık değil, hayatımız boyunca oynanacak bir oyun aslında” diyor ve ekliyor: “Evren şapkadan sizin adınızı seçti, şanslısınız. Ve unutmayın ki evren bu oyunu çok sever. Sizin için her gün mucizeler hazırlar. Size düşen tek şey, fark etmek ve şükretmek.”

www.haberturk.comTakip Edin: twitterlinkedinyoutubetwitterlinkedinyoutube
Paylaşın: FacebooktwitterlinkedinmailFacebooktwitterlinkedinmail

Asosyalleştiren Sosyal Medya ve Internet Bağımlılığı

Takip Edin: twitterlinkedinyoutubetwitterlinkedinyoutube
Paylaşın: FacebooktwitterlinkedinmailFacebooktwitterlinkedinmailAsosyalleştiren Sosyal Medya ve Internet Bağımlılığı

Dünya üzerinde 1,35 milyar kişi Facebook kullanırken; Türkiye 36 milyon kişilik kullanıcı oranıyla dünyada ilk 5 arasında yer alıyor.

Buluşup görüşemediğimiz arkadaşlarımızla irtibatı kopartmamak ya da yeni arkadaşlar edinmek ve daha birçok faydası var elbette sosyal medyanın. Pazarlama ya da yeni iş bağlantıları için de çok faydalı olduğu aşikar.

Ama gerçek sosyal hayat ile sanal mecralar arasındaki dengeyi kurabilmek çok önemli.

Dijitalin manyetizmasına kendini fazla kaptıranlarımız, özellikle de gençlerimiz, internette adeta sanal bir hayat yaşamaya başlıyor ve sosyalleşmek yerine asosyalleşiyor.

İnternet Bağımlılığı şu şekilde tanımlanıyor: “Aşırı özlem ve istek içinde, niyetlenilenden daha uzun sure internette kalmak, çevrimiçi geçirilen süre hakkında yalan söylemek, interneti duyguları yönetme aracı olarak kullanmak, interneti kullanmak için mesleki, akademik ve sosyal hayatını tehlikeye sokmak.”

İnternete bağımlılığının bazı sebepleri:

  • Şehirleşme ve yalnızlaşma
  • Çalışan anne-baba
  • Çocuğa ayrılan zamanın azalması
  • Tek çocuk sendromu
  • AVM kültürü,
  • Çocuk yetiştirme işinin bakıcılara, kurslara devri

Baba maç seyrediyor anne dizisini kaçırmıyor çocuklar da bilgisayarın internetin başına. Sürekli resim paylaşma ihtiyacı duyuyor, beğeni sayısını sürekli kontrol ediyor ve beğeni sayısı düştükçe morali bozuluyor.

Internet bağımlısı olan gençlerimiz kendilerine gerçek olmayan makyajlı kimlikler yaratıp internette yaşamaya başladı. Gerçek hayatında yaşayamadığı bu karakteri benimsiyor ve hatta araştırmalara göre asosyal insanların sosyal medyada daha çok zaman harcadığı tespit ediliyor. Asosyal birey bambaşka bir karaktere dönüşüyor, aslında olmadığı ama olmak istediği bireyi sosyal medyada yaşıyor. Dış dünyaya nadiren çıktığında bile internetten kopamıyorlar.

Bir cafede toplanan arkadaşların birbirleriyle hiç konuşmadan sürekli ellerindeki “akıllı” telefonlarıyla uğraşmaları ve muhabbetsiz bir ortamda saatlerce geriye kaykılıp yatar pozisyona yakın bir şekilde oturmaları sık rastlanabilir bir manzara haline geldi.

Yedikleri sıradan bir yemeğin bile resmini Instagram’a koyanlar, kendi evini Foursquare’de Sultan Konağı diye kaydederek check-in yapanlar, twitter’da kendi kendine konuşanlar, internetten arkadaş arayanlar, linkedin’de selfie paylaşanlar, aynı mekanda karşı masada oturan birine merhaba diyemediği için instamessage yada 4sq kullanarak mesaj atanlar…

İnsanların yalnızlaşmasına önemli işaretlerden bir diğeri de Selfie Stick. “Bakın ne güzel dansediyorum, Ne kadar çok eğleniyorum.” demek için dudaklar şekilden şekilde giriyor selfie’lerde.

Sosyalleşmek adına hayatının her anını büyük bir hevesle paylaşan gençlerimizin durumu aşağıdaki videoda çok güzel anlatılmış:

Sizin Hakkınızda Her Şeyi Bilen Gizemli Adamın Sırrı..!

 

Artık eski arkadaşlıklar, muhabbetler kalmadı. Gerek de kalmadı çünkü herkes birbiri hakkında herşeyi görüyor biliyor “like”lıyor zaten… Vefat haberlerinin de altına başın sağolsun yorumu yazıyor ve like’lıyoruz artık. Arkadaşımızı arayıp üzüntüsünü paylaşmaya gerek yok. Sosyal medya ne için var?

Aynı mekana beraber gidip beraber check-in yapan arkadaşların birbirlerinin 4sq check-in lerine yorum yazıp “Like” etmeleri normal algılanmaya başlandı.

Verilmeye çalışılan mesaj “Ne çok eğleniyoruz… Ne çok mutluyuz…” Yalan külliyen yalan! 

Her gördüğüne sahip olmak isteyen, başkalarının hayatlarını görerek sürekli mutsuz olan gençler. Tüketim, tüketim, tüketim… Yüzeysel ilişkiler, fast food kültürü, hızla tüketilen yaşamlar.

Gençlerimizin internet bağımlısı sanal bir hayat sürmemesi için, dostlukları, geleneklerimizi, kültürümüzü unutmamalarını sağlamak için çocuklarımızı, gençlerimizi bilinçlendirmekte en büyük görev ailelerine düşmekte.

Gençlerimiz gerçek dünyaya, yüz yüze iletişime ve sosyal aktivitelere yönlendirilmeli, internetin eğlenmek veya bilgilenmek için bir araç olduğu fikrine alıştırılmalıdır.

“Meseleleri mesele etmezseniz ortada mesele kalmaz…” diyen Süleyman Demirel’in yaklaşımıyla meseleleri çözümeyiz. “Binaenaleyh” meseleler çok daha zor çok daha büyük meseleler haline dönüşebilir mazallah…

En iyi arkadaşlarınızı en son ne zaman aradınız? Ne zaman buluştunuz? Hadi arayın ve arkadaşlarınızla buluşun. Bırakın akıllı telefonunuzu, kafanızı kaldırın etrafınıza bakın…

Selamlar, sevgiler 🙂

Sosyal Medyanın İnsanlar Üzerindeki Etkisi

 Takip Edin: twitterlinkedinyoutubetwitterlinkedinyoutube
Paylaşın: FacebooktwitterlinkedinmailFacebooktwitterlinkedinmail

Kovulmak Bazen İyidir

Takip Edin: twitterlinkedinyoutubetwitterlinkedinyoutube
Paylaşın: FacebooktwitterlinkedinmailFacebooktwitterlinkedinmailKovulmak Bazen İyidir

Kovulmak bazen iyidir. Ders çıkartabilirseniz kriz ve kaos ortamı bir şeyler öğrenmek için iyi bir fırsat olabilir. Sakince, dur ve düşün.

Steve Jobs, başarılı bir iş hayatının yanında düzensiz ve aşırı hırslı bir yönetici olarak da eleştirilmekteydi. 1983 yılında Pepsi-Cola’nın CEO’su John Scully’i “Ömrünün sonuna kadar sadece şekerli su mu satmak istiyorsun yoksa dünyayı mı değiştirmek istiyorsun?” sözleriyle ayartarak transfer etmiştir. Ve John Sculley 1985 yılında Steve Jobs’u kovmuştur!

Steve Jobs bu dönemi için: “Apple’dan kovulmak başıma gelen en iyi şeylerden biriydi. Başarılı olmanın ağırlığı yerini yeniden başlamanın verdiği bir hafifliğe bırakmıştı. Kovulmak hayatımın en yaratıcı dönemine azat olmamı sağlamıştı.” demiştir.

Bazen yanlış bir şirkette yanlış bir pozisyonda olabilirsiniz. Bir şeyler uymamış, ya da zamanlama yanlış olabilir. Doğru zamanda doğru yerde olabilmek her zaman sizin elinizde olmayabilir. Şans ve doku uyumu da önemli.

Tüm çevre faktörleri doğru olsa bile başarılı olacağınızın her zaman garantisi yok. Başarısızlık sizin hatanız olabilir ya da olmayabilir.

Yöneticilerin görevi başarı için gereken tüm kaynakları, yeterli ve yetkin bir ekibi, kurum kültürünü, takım ruhunu oluşturmak ve yönetmektir. Özellikle de hizmet şirketleri Yetenek Yönetimiyle en önemli girdisi olan insan kaynağından nasıl daha iyi faydalanabileceğini bulabilir yada yanlış olarak yetenek yönetimine gereken önemi vermez ve elindeki yetenekleri kaybedebilir.

Michael Bloomberg bir kitabında şöyle yazmıştır: “Benim işim, yetenekleri cezbetmek, işe almak, tatmin etmek, iş ahlakı konusunda onlara rehberlik yapmak, yeteneklerine uygun işlere atamak ve hep birlikte, işbirliğiyle çalıştıklarından emin olmaktır.”

Kovulmak yada istifa etmek belki de ihtiyaç duyduğunuz yeni başlangıçtır. İşe giderken ayaklarınız geri geri gidiyorsa, tutkunuzu, enerjinizi, rüzgârınızı kaybetmişseniz yeni bir başlangıç yapma zamanı çoktan gelmiş demektir.

Eleştiriye ve öğrenmeye açık olmanız gerekir. Herkesten bir şeyler öğrenmeye çalışın. Kendinizi tanımaya, mevcut durumunuzu anlamaya çaba harcayın. Dışarıdan nasıl algılandığınız konusunda sizi iyi tanıyanlara danışın. Kayıp zamanlarınızdan ve başarısızlıklarınızdan ders çıkartın ve kendinizi geliştirin.

Hata yapmadığını söyleyen insan ya hiç bir şey yapmıyordur yada yalan söylüyordur. Düştüğünüzde yeri dövmeyi bırakın. Araştırmayı ve öğrenmeyi alışkanlık haline getirin…

Başarılar, mutluluklar, sevgiler… 🙂

 Takip Edin: twitterlinkedinyoutubetwitterlinkedinyoutube
Paylaşın: FacebooktwitterlinkedinmailFacebooktwitterlinkedinmail

Yeniden Doğuşun Acılı ve Zorlu Süreci – Kartallar ve İnsanlar – National Geographic

Takip Edin: twitterlinkedinyoutubetwitterlinkedinyoutube
Paylaşın: FacebooktwitterlinkedinmailFacebooktwitterlinkedinmailYeniden Doğuşun Acılı ve Zorlu Süreci - Kartallar ve İnsanlar – National Geographic

Kartal, kuş türleri içinde en uzun yaşayanıdır. 70 yıla kadar yaşayan kartallar vardır. Ancak bu yaşa ulaşmak için, 40 yaşındayken çok ciddi ve zor bir karar vermek zorundadır.

Kartalın yaşı 40’a vardığında pençeleri sertleşir, esnekliğini yitirir ve bu nedenle de beslenmesini sağladığı avlarını kavrayıp tutamaz duruma gelir.

Gagası uzar ve göğsüne doğru kıvrılır. Kanatları yaşlanır ve ağırlaşır. Tüyleri kartlaşır ve kalınlaşır… Artık kartalın uçması iyice zorlaşmıştır. Dolayısıyla kartal burada iki seçimden birini yapmak zorundadır.

  • Ya ölümü seçecektir,
  • Ya da yeniden doğuşun acılı ve zorlu sürecini göğüsleyecektir.

Bu yeniden doğuş süreci 150 gün kadar sürecektir.

Bu yönde karar verirse kartal bir dağın tepesine uçar ve orada bir kaya duvarda, artık uçmasına gerek olmayan bir yerde, yuvasında kalır. Bu uygun yeri bulduktan sonra kartal gagasını sert bir şekilde kayaya vurmaya başlar.

En sonunda kartalın gagası yerinden sökülür ve düşer. Kartal bir süre yeni gagasının çıkmasını bekler. Gagası çıktıktan sonra bu yeni gaga ile pençelerini yerinden söker çıkarır. Yeni pençeleri çıkınca kartal bu kez eski kartlaşmış tüylerini yolmaya başlar. 5 ay sonra kartal, kendisine 20 yıl veya daha uzun süreli bir yaşam bağışlayan meşhur yeniden doğuş uçuşunu yapmaya hazır duruma gelir.

Kendi yaşamımızda sık sık bir yeniden doğuş süreci yaşamak zorunda kalırız.

Zafer uçuşunu sürdürmek için, bize acı veren eski alışkanlıklarımızdan, geleneklerimizden ve anılarımızdan kurtulmak zorundayız.

Ancak geçmişin gereksiz safrasından kurtulduğumuzda, deneyimlerimizin yeniden doğuşumuzun getireceği olağanüstü sonuçlarından tam olarak yararlanabiliriz.

National Geographic – “Kartallar ve İnsanlar”

 Takip Edin: twitterlinkedinyoutubetwitterlinkedinyoutube
Paylaşın: FacebooktwitterlinkedinmailFacebooktwitterlinkedinmail