VOLVO’DAN ÇALIŞANLARINA 24 HAFTA ÜCRETLİ EBEVEYN İZNİ

Takip Edin: twitterlinkedinyoutubetwitterlinkedinyoutube
Paylaşın: FacebooktwitterlinkedinmailFacebooktwitterlinkedinmail

“ZAMANI GELDİ!”

“ZAMANI GELDİ!” başlıklı kampanya diğer işverenlere de hitap ediyor. Çalışanlarınıza değer vermenin zamanı geldi.

Enflasyonist ortamda çalışanlarınızı ezdirmeyin ücretlerinizi asgari ücrete göre değil reel rakamlara göre belirleyin.

Çalışan sadakati için, kurum kültürü oluşturabilmek için, çalışma şartlarınızı iyileştirin.

Daha çok kazanmak ve sürdürülebilir büyüme için bunu yapmanız şart.

#employeeretention #employeesatisfaction #employeeengagement #humanresources #hr #corporateculture #corporatevalues #çalışanbağlılığı #sadakat #employeeturnover #işgücüdeviroranı #sürdürülebilir #büyüme #kurumsalkültür

******* AŞAĞIDAKİ İFADELER VOLVO’NUN “ZAMANI GELDİ” KAMPANYASINDAN ALINTIDIR *******

Aile bağlarını güçlendirmek, Volvo Cars’ı şirket olarak daha da güçlendirecek.

Tüm ofislerimizde, cinsiyet ayrımı gözetmeden taşıyıcı anneler ve evlat edinen aileler dahil olmak üzere, anne ve baba olan çalışanlarımıza 24 haftalık ücretli ebeveyn izni sunuyoruz. Böylece yaşamlarındaki en değerli varlıklara zaman ayırabilecekler.

Çocuklara faydaları

Araştırmalar, ücretli ebeveyn izninin çocukların sağlığı üzerinde kalıcı olumlu etkileri olduğunu gösteriyor.

“Ücretli ebeveyn izninin, fiziksel sağlık ve mutluluk gibi faydalarla anne ve bebek sağlığını iyileştirdiğine inanıyorum. Bir ebeveyne bundan daha büyük bir hediye veremezsiniz.”

Isabelle Chatila – Bayi Geliştirme Yöneticisi, Volvo Car Avustralya

Ebeveynlere faydaları

Herkese ebeveyn izni sunulduğunda cinsiyet farkının azalacağına ve başta kadınlar olmak üzere tüm ebeveynlerin kariyerlerinde ilerleyebileceğine inanıyoruz.

“Artık çalışmanın da ebeveynliğe benzediğini hissediyorum; sıfırdan başlayıp yeni şeyler öğreniyoruz, sorumlulukları paylaşıyoruz ve birbirimizi destekliyoruz.”

Jamie Ji – Kıdemli Elektrik Bakım Teknisyeni, Volvo Car Çin

Volvo Cars’a faydaları

Çeşitli ve kapsayıcı bir iş gücünün en başarılı yenilikleri gerçekleştireceğine, performansı arttıracağına ve işimizi güçlendireceğine inanıyoruz. Ücretli ebeveyn izni bunu başarmamıza yardımcı oluyor.

“Burada, çalışanlarımız için yeni bir ebeveyn izni politikasından daha fazlası yer alıyor. Bu, şirket kültürümüzün ve değerlerimizin somutlaşmış hali.”

Hanna Fager – Kurumsal Fonksiyonlar Başkanı, Volvo Cars

#VolvoCars #Volvo

Takip Edin: twitterlinkedinyoutubetwitterlinkedinyoutube
Paylaşın: FacebooktwitterlinkedinmailFacebooktwitterlinkedinmail

International Best Ultra Mega Premium World Global Hotel Awards Winner

Takip Edin: twitterlinkedinyoutubetwitterlinkedinyoutube
Paylaşın: FacebooktwitterlinkedinmailFacebooktwitterlinkedinmail

Büyük markaların büyük otelleri her yıl bir çok ödüller alıyorlar.

Bunların çoğu çok anlamlı ödüller örneğin Forbes Travel Guide, Conde Nast Traveller, TripAdvisor ödülleri çok önemli ve değerli.

Çünkü gizli müşteri deneyimi ve/veya gerçek misafir yorumları sonucunda alınmış şeffaf süreçleri olan ödüller.

Öyle bir yatırımla, o kadar çok sayıda personelle o maaşlarla başarı zaten çok kolay diyenler olabilir.

Ama maalesef öyle değil, başarı kesinlikle garanti değil, başarısız örnekler de pek çok.

Lüks marka otel de olsanız, maddi/fiziki/mimari yatırımınız ne kadar kaliteli olursa olsun otelin başarısının altında yatan ana faktör: “Otelin Yönetim Anlayışı ve Otel Çalışanlarına Verilen Değerdir.”

Diğer yandan bazı Ticari Ödül Kuruluşları da, başvuran otelleri hiç ziyaret etmeden, gönderilen fotoğraflar üzerinden ve yatırılan (binlerce pound) katılım ücretine göre, ödül dağıtıyorlar.

Mesela bir tanesinin adında “International” yazıyor ama 2020 yılında, 5. kere düzenlenen yarışmada, 25 tane ödülün 16 tanesini aynı ülkedeki, Ukrayna’daki oteller almış.

Sanki savaşı önceden tahmin edip pozitif ayrımcılık yapmış diyeceğim ama değil.

Önceki senelerde de durum pek farklı değil ödüller çoğunlukla Ukrayna ve Romanya arasında paylaşılmış çoğunlukla.

Diğer yandan istikrarlı bir şekilde sürekli ödül alan Bağımsız Marka Oteller ve Küçük Oteller var.

Yatırımın maddi/fiziki/mimari değerine ve bütçesine bakarsanız, markalı zincir büyük otellerin bütçesinin yanında devede kulak kalır.

Büyük Otelleri anladık bütçeleri var, en iyi yöneticileri getiriyorlar, çalışanlarına da en iyi şartları sağlıyorlar, başarıyı isteyip biraz da gayret ettiklerinde alıyorlar zaten.

Peki Küçük Oteller bu işi nasıl başarıyorlar?

Biraz araştırınca yine aynı ana faktörlere ulaşıyoruz: “Otelin Yönetim Anlayışı ve Personele Verilen Değer.”

Bilimsel araştırmalar da gösteriyor ki otel rezervasyonlarında misafirin karar verme kriterlerinin en başında otelin yüksek yorum puanı ve misafirperver otel personeli puanları geliyor.

Dünyanın En İyi Otelleri Listesinde Türkiye’den 2 Otel

TripAdvisor misafirlerinin yorumlarına göre Dünyanın en iyi 25 oteli açıklandı. Listeye Türkiye’den 2 otelimiz girdi. Onlarla gurur duyduk, tebrik ederiz.

Top 25 Hotels — World: https://www.tripadvisor.com/TravelersChoice-Hotels-cTop-g1

39 Odalı Romance Istanbul Hotel listede 4. sırada,

36 Odalı Kayakapi Premium Caves listede 6 sırada. 

Devamı “Küçük Otellerin Başarı Sırrı” başlıklı yazıda.

#BaşarıSırları #FiyatFaydaDengesi #KaliteZinciri #KayakapiPremiumCaves #KüçükOteller #MutluÇalışanlar #MutluMisafirler #PersoneleVerilenDeğer #PozitifYönetimAnlayışı #RomanceIstanbulHotel #tripadvisor #YönetimAnlayışı #HotelManagement #Hotels #EmployeeRetention #Humanresources #HotelStaff #Success #Formula

Takip Edin: twitterlinkedinyoutubetwitterlinkedinyoutube
Paylaşın: FacebooktwitterlinkedinmailFacebooktwitterlinkedinmail

Küçük Otellerin Başarı Sırrı

Takip Edin: twitterlinkedinyoutubetwitterlinkedinyoutube
Paylaşın: FacebooktwitterlinkedinmailFacebooktwitterlinkedinmail

Dünyanın En İyi Otelleri Listesinde Türkiye’den 2 Otel

TripAdvisor misafirlerinin yorumlarına göre Dünyanın en iyi 25 oteli açıklandı. Listeye Türkiye’den 2 otelimiz girdi. Onlarla gurur duyduk, tebrik ederiz.

Top 25 Hotels — World: https://www.tripadvisor.com/TravelersChoice-Hotels-cTop-g1

39 Odalı Romance Istanbul Hotel listede 4. sırada,

36 Odalı Kayakapi Premium Caves listede 6 sırada.

Küçük Otellerin başarısının sırrı nedir? Nasıl oluyor da bu ödülü alıyorlar?

Parayla alınan, adı duyulmamış, otel fotoğrafları üzerinden değerlendirme yaparak, pazarlama şirketlerinden alınan Sahte Ödül‘lerden bahsetmiyorum.

Otel müşterilerinin gözünde değeri daha yüksek olan, gerçek misafir yorumlarına dayanan tarafsız yorum sitelerinden alınan ödüllerden bahsediyorum.

Başarının Formülü:

Pozitif Yönetim Anlayışı + Mutlu Çalışanlar + Kalite Zinciri + Fiyat/Fayda Dengesi = Mutlu Misafirler + Pozitif Yorumlar + Daha çok Rezervasyon + Daha Çok Gelir/Kar + Mutlu Yatırımcı + Ödüller + …

Başarı formülünün arkasında yatan faktörler:

  1. Herşeyden önce işini severek yapan, nitelikli, mutlu çalışanlardan oluşan bir ekibiniz olmalı. İş gücü devir oranınızın çok düşük olması gerekiyor. Misafir memnuniyetinde en önemli rol çalışanlara düşüyor. Zaten misafirler de öncelikle otelin genel yorum ortalamasına 2. olarak da çalışanların (Staff) yorum puanına bakıyor. Diğer kriterler nispeten göz ardı edilebiliyor.
  2. Ekibiniz sorun çözme yaklaşımına sahip olmalı. Tüm misafirler bilirler ki muhakkak ki bazı sorunlar olacaktır, onlar için önemli olan sizin sorunlar karşısındaki tavrınız ve yaklaşımınız.
  3. Tüm misafirlere ve ayrı ayrı her birine hakim olmalısınız, seyahatlerinin başlangıcından sonuna kadar, her birinin memnuniyetini sürekli takip eden bir ekip ruhu / kalite çemberi oluşturmalısınız. Misafir otelden ayrılırken memnuniyetini sorgulamak geçmiş olsun demek gibi bir şey. Misafirin tüm seyahat deneyimini sahiplenmeli ve kusursuz olmasına çalışmalısınız. Misafirin şehirde yaşayacağı tüm deneyimler misafirin psikolojisini etkileyecektir.
  4. Her misafirlere aynı kaliteli deneyimi yaşatabilmesiniz. Yorumlardaki başarınız arttıkça misafirin beklentisi de artacaktır.
  5. Elbette ki herkesin oteli çok değerli. Ama her şeyin de bir bedeli ve ikamesi var. Otelinizin Fiyat / Fayda dengesini korumalısınız ve sadece fiyatı değil tüm bileşenleri dengeli bir şekilde arttırmalısınız.
  6. Düzenli olarak ve çok sayıda yorum almalısınız. Aksi halde 1 tane kötü yorumla bile 10’larca sıra birden düşersiniz.
    a. Romance Istanbul Hotel: toplam 2818 Yorum
    b. Kayakapi Premium Caves: toplam 2017 Yorum
  7. Hiç kötü yorum almamak neredeyse imkansız. Toplama oranla çok az sayıda kötü yorum almalısınız.
    a. Romance Istanbul Hotel: toplam 2818 Yorum = Excellent 2,725 + Very Good 38 + Average 4 + Poor 0 + Terrible 1
    b. Kayakapi Premium Caves: toplam 2017 Yorum = Excellent 1,88 + Very Good 114 + Average 14 + Poor 3 + Terrible 2
  8. Aldığınız tüm yorumlara geri dönüş yapmalısınız. Özellikle de kötü yorum yazanlara mutlaka ulaşıp, onları rahatsız etmeden, eksiklerinizi detaylıca sorgulamasınız. Bu süreçte yorumunu silmeye yada değiştirmeye zorlamamalısınız. Eğer bu kötü yorum sizin için sürpriz olmuşsa misafir otelde konaklarken nasıl olmuş da gözden kaçırılmış araştırmalısınız.
  9. Aldığınız tüm yorumları değerlendirip otelinizi ve hizmetlerinizi sürekli iyileştirmelisiniz.
  10. Misafirleriniz çok iyi yorum yazmış ve Excellent puan vermişse bile satır aralarındaki dostça kritikleri ele almalısınız.
  11. Direkt Booking’e yatırım yapmalısınız. Misafir acentenin değil sizin direkt misafiriniz olmalı.
  12. Misafirlerle iletişiminiz en üst seviye olmalı. Seyahat sonrasında bile onları hatırladığınızı bilmeliler.

Sevgilerimle,
Doruk Aktoprak

#BaşarıSırları #FiyatFaydaDengesi #KaliteZinciri #KayakapiPremiumCaves #KüçükOteller #MutluÇalışanlar #MutluMisafirler #PersoneleVerilenDeğer #PozitifYönetimAnlayışı #RomanceIstanbulHotel #tripadvisor #YönetimAnlayışı #HotelManagement #Hotels #EmployeeRetention #Humanresources #HotelStaff #Success #Formula

Takip Edin: twitterlinkedinyoutubetwitterlinkedinyoutube
Paylaşın: FacebooktwitterlinkedinmailFacebooktwitterlinkedinmail

Otobüste Kalmak Helsinki Otogarı Teorisi

Takip Edin: twitterlinkedinyoutubetwitterlinkedinyoutube
Paylaşın: FacebooktwitterlinkedinmailFacebooktwitterlinkedinmail

TURİZM SEKTÖRÜNDE SABRETMEK

Son 10 yılda “YA SABIR” diyeceğimiz, çok fazla olay oldu, yaşamadığımız terslik kalmadı.

En çok etkilenen sektör de hep Turizm sektörü ve turizm insanları oldu.

Turizm sektöründe maalesef “İNSANA DEĞER VEREN” işletme sayısının çok az olması sebebiyle, işgücü devir oranı diğer sektörlere göre çok daha yüksek.

Halbuki turizm sektöründe sabırla devam eden arkadaşlarımız için bu durum aynı zamanda hızlı bir yükselme fırsatı da yaratıyor.

Özetle sevdiğiniz işi seçtiyseniz, bir süre sıkıntılara sabretmeniz gerekiyor.

“Otobüste Kalmak” yani sabretmek seçtiğiniz yolun diğerleriyle aynı olmadığını, yolun bir yerlerinde işin sizin için daha zevkli hale geleceğini eninde sonunda size gösterecektir.

Belirli bir işte uzmanlaşmak (o işin virtüözü olmak) için, öncelikle o işi severek yapıyor olmanız ve en az 10.000 verimli saat harcamanız gerekiyor.

Günde 8 saat verimli çalışırsanız 4 yılda yaptığınız işin virtüözü haline gelebilirsiniz. 

#turizm #sabır #insanadeger #insankaynaklari #insan #humanresources #uzmanlık #kariyer

🛎️ Helsinki Otogarı Teorisi

📍İlerleme kaydetmediğinizi düşündüğünüzde ne yapmalısınız?

“Bir posta pulu ile ilgili en ilginç şey, işine bağlı kalma kararlılığıdır.” Napoleon Hill

📍Benzersiz yaratıcı tarzınızı nasıl tanımlarsınız – sizi diğerlerinden ayıran nedir?

HELSİNKİ OTOGARI TEORİSİ

📌2004 yılının Haziran ayında, Arno Rafael Minkkinen New England Fotoğraf Okulu’ndaki konuşmasında Helsinki Otogarı’ndan yola çıktığı çarpıcı bir örneğe yer verir:

Buradan kalkan tüm otobüsler kalkışta aynı yöne gider, hangi otobüse binerseniz binin, kendinizi bir süreliğine herkesle aynı yöne giderken bulursunuz.

Öndeki ya da yan taraftaki otobüste herkesin aynı yöne gittiğini fark edip bunu anlamsız bulduğunuzda, inip istasyona geri dönüp başka bir otobüse binebilir ve kendinizi ikinci denemenizde de herkesle aynı yöne giderken bulabilirsiniz.

📍Helsinki Otogarı teorisi, yolculuğunuzun ilk aşamalarının gerçekten başlamakla, alanınız için bir fikir edinmek ve bir iş portföyü geliştirmekle ilgili olduğunu etkili bir şekilde söyler.

📍Çalışarak ve neye ilgi duyduğunuzu anlamaya başlayarak, o alandaki becerilerinizi derinleştirmek için bu anlayış üzerine bir şeyler inşa etmeye başlarsınız. Zamanla, bir çalışma biçimine ve çevrenizdeki insanlardan farklı bir dizi sonuca dönüşen kendi tarzınızı yaratmaya başlarsınız.

📍Helsinki Otogarı Teorisi, genellikle gözden kaçan bazı önemli ayrıntıları da netleştirmeye ve ayırt etmeye yardımcı olur.

📌Tutarlılık Başarıya Götürür Mü?
Helsinki Otogarı Teorisinin en önemli özelliği, sizi daha fazla iş yapmaya değil, daha fazla yeni iş yapmamaya, denemelerinize uzun süreli şans vermeye teşvik etmesidir.

📍Otobüste kalarak, benzersiz, ilham verici ve harika bir şey üretene kadar kendinize yeniden çalışmak ve gözden geçirmek için zaman tanıryabilirsiniz. Sadece gemide kalarak, ustalığın kendini göstermesine izin verirsiniz.

🎯 Malcolm Gladwell’in Outliers adlı kitabında, belirli bir alanda uzman olmak için 10.000 saatlik kasıtlı uygulama gerektiğini belirtir. Bunu gerçekten yapmanın tek yolu ise otobüste kalmak.

📍Yaptıklarınızı beğenen insanlar ve yaptıklarınızdan hoşlanmayanlar her zaman olacaktır.

🛎️ Helsinki Otogarı teorisi, her seferinde pes etmeye ve başlangıca geri dönmeye bambaşka bir açıdan yaklaşır. Size devam ederseniz, ilginç ve gittiğinize memnun olacağınız bir yere varacağınızı vaat eder.

🛎️ Artık benzersiz olduğunuz, bir tarzınız olduğu ve kendinizi herkesten nasıl farklılaştırabileceğinizi bulacağınız bir yer üstelik.

🛎️ Ve bunu yapmak için sadece çok basit bir şey yapmanız gerekir: Otobüste kalmak. 🚌

#psychology #personaldevelopment #kişiselgelişim #psikoloji #tutarlılık

Takip Edin: twitterlinkedinyoutubetwitterlinkedinyoutube
Paylaşın: FacebooktwitterlinkedinmailFacebooktwitterlinkedinmail

LAN NASIL?

Takip Edin: twitterlinkedinyoutubetwitterlinkedinyoutube
Paylaşın: FacebooktwitterlinkedinmailFacebooktwitterlinkedinmail

– PATRON: Haberlerde gördüm Mayıs ayında İstanbul’daki otellerde doluluk yüzde 98’miş… Bizde durum nedir Arkadaşlar?
– ARKADAŞLAR: Efendim Mayıs ayında otelimiz %100 dolu…
– P: Peki biz bir şey yaptık mı?
– A: Yok efendim. Kendi kendine oldu.
– P: LAN NASIL??? Harika, muhteşem bir şey!
 
– P: Peki kaça sattınız odaları? Fiyatlar nasıl?
– A: Efendim tüm oteller Mayısta ortalama %25 fiyat arttırmış.
– P: Biz de fiyatları arttırdık değil mi?
– A: Efendim odalar çoktan dolmuştu. Nerden bilelim
böyle olacağını. Artık yapacak bir şey yok…
– P: LAN NASIL? Peki Haziran Temmuz nasıl geçecek?
– A: Efendim bilmiyorum. Bakmaya vaktim olmadı. Zaten satışçıya da gerek yok demiştiniz, boş boş oturuyor demiştiniz işten çıkarmıştık ya…. Onun işini de ben yapıyorum… Ama endişelenmeyin efendim Haziran Temmuz da iyi geçecek diye umuyoruz inşallah….
– P: LAN SİZİN YAPACAĞINIZ İŞİN…
 
– P: Hemen Kariyere bir ilan verin o zaman.
– A: Efendim verdik, adaylar geldi görüştük ama çok para istiyorlar. En kötüsü 15-20 bin lira para istiyor, bu satışçılara da bir haller olmuş. İşler açıldı tabi hemen havalara girmişler.
– P: Yuhh…. Otele de ortak edelim isterse!!! Gerek yok o kadar para vermeye… Boşverin ben hallederim… Otel de doluyor zaten. Sıkıntı yok! 


#hotels #istanbul #satış #pazarlama #sıkıntıyok #LANNASIL

Takip Edin: twitterlinkedinyoutubetwitterlinkedinyoutube
Paylaşın: FacebooktwitterlinkedinmailFacebooktwitterlinkedinmail

NOMA nasıl NOMA olmuş?

Takip Edin: twitterlinkedinyoutubetwitterlinkedinyoutube
Paylaşın: FacebooktwitterlinkedinmailFacebooktwitterlinkedinmail

2021 yılı dünyanın en iyi 50 Restoranı listesi açıklandı.

https://www.theworlds50best.com/list/51-100

Mikla Restoran ile Mehmet Gürs ilk 100’deki yerini korumaya devam etti.

Listede 1 numara Noma Restoran’la Rene Redzepi 2010-2011-2012-2014’le birlikte 5. sefer birinci oldu.

Peki nasıl olmış da Noma 5. sefer birinci seçilmiş?

Noma Restoranın başarısının birinci sırrı personeline verdiği değer, ikincisiyse araştırma geliştirmeye verdiği önem.

Rene Redzepi – Noma Restoran

Belirli bir süre çalışan personele 3 ay ücretli izin veriyorlar. 13 yıldır çalışan Restoran müdürü James Spreadbury 2009’dan beri çalışıyor ve restorana ortak edilmiş. Kuruluşundan beri işletmede çalışan 2 çalışanını daha işletmeye ortak etmiş. 17 yıldır bulaşıkçı olarak çalışan 65 yaşındaki Gambiyalı Ali Sonko ve servis şefi Lau Richter de işletmeye ortak edilmiş.

Noma’nın sahibi Rene Redzepi Ali Sonko için ”Ali, Noma’nın ruhudur. 12 çocuğu hangi durumda olursa olsun, onun gibi her zaman neşeli, her zaman gülümseyen bir kişinin işletmemiz için ne kadar değerli olduğunu anlayabileceğinizi sanmıyorum. Bu arada benim babamın da adı Ali ve o da Danimarka’ya ilk geldiğinde bulaşıkçı olarak çalıştı” dedi.

Rene Redzepi her yeni sezonda Noma Restoranı yeniden keşfediyoruz diyor. Araştırmaya ve yeni şeyler öğrenmeye o kadar çok önem veriyorlar ki 2017’de restoranı bir yıl boyunca kapatmışlar ve keşfe çıkmışlar.

2018’de ekibe katılan Ar-Ge Şefi Mette Soberg sürekli yeni şeyler keşfetmeye çalışıyor. Mexico, Grönland, İzlanda, İsveç, Norveç sürekli geziyor.

Mette Soberg – Noma Restoran

Personeli dışarı çıkıp hem eğlenebilsin hem de yeni şeyler keşfedebilsin diye Noma Restoran cumartesi akşamları kapalı. En iyi iş yapacağı ve para kazanacağı cumartesi gününü kapatabilen başka bir restoran olduğunu sanmıyorum.

Noma Restoran, web sitesinde menü içerikleri ve detayları yazmıyor. Şubat-Haziran ayları arasında deniz ürünleri, Haziran-Ekim arasında sebze ürünleri, Ekim-Şubat ayları arasındaysa av ve orman ürünleri menüsü hazırlıyor.

Truffle-Celeriac Shawarma

Menü fiyatları kişi başı 390 Euro, yemeklerle birlikte şarap eşleştirmesi de istenirse kişi başı 240 Euro daha ödenmesi gerekiyor.

Noma nasıl Noma olmuş?

Personeline ve araştırma geliştirmeye verdiği değerle dünyanın bir numaralı restoranı olmuş.

Noma Team

#Mikla #MehmetGurs #Noma #ReneRedzepi #50bestRestaurants #DünyanınEnİyi50Restoranı #TheWorlds50BestRestaurantsList #GastroTravel

Takip Edin: twitterlinkedinyoutubetwitterlinkedinyoutube
Paylaşın: FacebooktwitterlinkedinmailFacebooktwitterlinkedinmail

Otelcilik Başka İşlere Benzemez

Takip Edin: twitterlinkedinyoutubetwitterlinkedinyoutube
Paylaşın: FacebooktwitterlinkedinmailFacebooktwitterlinkedinmail

Otelcilik başka işlere benzemez. Servet dökersiniz, harika bir otel yaparsınız, mimarisi müthiş, en iyi mermer, demir, çimento, kum, mobilya, makina, klima, yatak, çarşaf, … Herşeyin en iyisini de alsanız, doğru insanları işe almazsanız ve onlara değer vermezseniz oteliniz sevilen tercih edilen bir otel olamaz. Otellerde esas değerli olan insan kaynağıdır.

Otelin yapımına, tefrişatına milyonlar harcarsınız ama personel işe alırken asgari ücret teklif edersiniz. Sanırsınız ki otelinizde çalışmak insanlara değer katacak. Tam tersi aslında çalışanlar otelinize değer katacaktır.

Oteliniz üst segment misafirleri cezbetsin diye ismine Luxury Ultra Diamond Elite Plus …. takılarını eklersiniz ama misafirler enayi değil, hizmet alamayacakları otele gitmezler. Otelinize gelenler de, olsa olsa biz de oradaydık demek için gelir, instagramda paylaşır 1-2 gece kalır giderler. Misafir değerlendirme puanlarınız gittikçe düşer.

Otelcilik başka işlere benzemez. Her zaman en iyi performansı göstermeye hazır olmanız gerekir. Hatanızın farkına vardığınızda toparlamak için çok geç olabilir. Doğru işi, doğru ekiple, doğru şekilde, doğru anda ve sürede, doğru maliyetle ve fiyatla, …. yapmanız gerekir. İkinci bir şansınız olmayabilir.

Otelcilik başka işlere benzemez. Her destinasyonun kendine özgü dinamikleri vardır. Herşeyi doğru yaptığınızı sanırsınız ama başarısız olursunuz. O bölgenin misafirlerini tanımıyorsunuzdur. Sanırsınız ki heryerde başarılı olan model orada da olacak…

Otelcilik başka işlere benzemez. Başka işlerde çok başarılı olmuş olabilirsiniz, çok zengin, çok zeki, çok iyi eğitimli olabilirsiniz… Otelcilikte başarınız hiçbir zaman garanti değildir. Doğru ekibi kurmadığınız sürece…

Otelcilik başka işlere benzemez, oteliniz %100 doludur işler iyi sanırsınız ama değildir. Aslında satmanız gerekenden çok daha ucuza satmışsınızdır. Çok iyi para kazandığınızı sanırsınız ama kardan zarar ediyorsunuzdur farkında değilsinizdir. Veya Oteliniz %50 doludur işler kötü sanırsınız fakat değildir pazardaki rakipleriniz sizin kadar dolu değildir veya misafirlerinizin ekstra harcamaları rakiplere göre çok daha yüksektir.

Otelcilik başka işlere benzemez. Otel yeni olduğu için açılır açılmaz dolabilirsiniz, sanırsınız ki ürün iyi ve bu hep böyle devam edecek. Bir süre sonra düşüş başlar… Önce doluluklar düşer, sonra fiyatlar düşer, sonra otel eskir ve artık tercih edilmemeye başlarsınız. Fiyatınızı da yükseltemediğiniz için doğru insanları almak için bütçeniz olmaz… Kısır döngüye girersiniz. Kredi çekmişseniz banka otele el koyar satışa çıkartır veya siz kendiniz bıkıp oteli satarsınız.

Otelcilik başka işlere benzemez… Allah Doğru İnsan Kaynaklarıyla Karşılaştırsın !

#otelcilik #yönetim #bilim #akıl #insankaynakları

Takip Edin: twitterlinkedinyoutubetwitterlinkedinyoutube
Paylaşın: FacebooktwitterlinkedinmailFacebooktwitterlinkedinmail

Aile şirketlerinin yüzde 96’sı üçüncü kuşakta son buluyor.

Takip Edin: twitterlinkedinyoutubetwitterlinkedinyoutube
Paylaşın: FacebooktwitterlinkedinmailFacebooktwitterlinkedinmail

Türkiye’de aile şirketlerinin yüzde 96’sı üçüncü kuşakta son buluyor. Aile şirketlerinin yüzde 30’u ikinci kuşak, yüzde 13’ü üçüncü kuşak ve sadece yüzde 4’ü dördüncü kuşağı görüyor.

Altınbaş Üniversitesi İşletme Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Irmak Erdoğan, DHA’ya yaptığı açıklamada, aile şirketlerinin 96’sının üçüncü kuşakta son bulduğunu söyledi.

Devir sürecini doğru yönetemeyen aile şirketlerinin varlığını sürdürmesinin zor olduğunu belirten Erdoğan, “Bugün aile şirketlerinin sorunları arasında en çok tartışılan konular sürdürülebilirlik ve kurumsallaşma. İstatistiklere göre aile şirketlerinin yüzde 30’u ikinci kuşak, yüzde 13’ü üçüncü kuşak ve sadece yüzde 4’ü dördüncü kuşağı görüyor” dedi.

Erdoğan, bu durum ilk bakışta bir sorun gibi gözükse de bu oranları aile şirketi olmayan şirketlerin hayatta kalma istatistikleri ile karşılaştırmadan sağlıklı bir değerlendirme yapmanın mümkün olmadığını belirtti.

 Bugün dünyanın en eski şirketlerine bakıldığında bunların aile şirketleri olduğunu kaydeden Erdoğan, “Türkiye’de de aynı durum geçerli. Dolayısıyla, sürdürülebilirliği aile şirketlerinin bir sorunu olarak değil, potansiyellerinin yüksek olduğu bir alan olarak değerlendirmek gerektiğini ve bu potansiyelin gerçekleştirilmesinin önündeki engellerin nasıl aşılacağı üzerine yoğunlaşmak gerektiğini düşünüyorum” dedi. 

“SÜRDÜRÜLEBİLİRLİKTE DEVİR SÜRECİ ÇOK ÖNEMLİ”

Sürdürülebilirliğin sağlanmasındaki en önemli noktanın devir süreci olduğunu söyleyen Yrd. Doç. Dr. Erdoğan, şöyle konuştu:

“Bugün hem akademiye, hem de iş dünyasına baktığımızda yapılan yayınların ve verilen eğitim ve danışmanlıkların önemli bir bölümünün devir sürecinin yönetimiyle ilgili olduğunu görüyoruz. Devir sürecinde gerek kişisel, gerek aile ilişkilerine bağlı birçok engel ortaya çıkabiliyor. Sonraki kuşakta gereken yetkinliklere sahip olan bir adayın var olmaması ya da yetkinliği olsa bile adayın gereken motivasyona ve bağlılığa sahip olmaması engel teşkil edebiliyor. Öte yandan var olan aile yöneticisinin şirkete fazla bağlı olması da bazen sonraki kuşağı gerektiği gibi yetiştirmemesine ve devir sürecine yönelik düzgün bir planlama yapmamasına yol açabiliyor. İki kuşak arasındaki çatışmalar, rekabet, genel olarak aile üyeleri arasındaki çatışmalar ve uyumsuzluk da doğru adayın seçilmesini ve devir sürecinin başarılı bir şekilde gerçekleşmesini önlüyor. Özellikle de şirket belli bir yaşa ulaştığında ve büyüdüğünde, örneğin üçüncü kuşak ve sonrasında kuzenler, kuzen çocukları vs. devreye girdiği zaman karmaşıklaşan aile ilişkileri ile birlikte devir sürecinin yönetimi de daha komplike hale geliyor.” 

“YENİLİKÇİ OLUNMALI”

Yrd. Doç. Dr. Erdoğan, aile şirketinin sürdürülebilirliğinin sağlanmasında devir süreci dışında yenilikçi olmanın da önemli olduğuna dikkat çekti:

 “Uzun ömürlü aile şirketlerine baktığımızda gelenekçilik ve yenilikçilik arasındaki dengeyi çok ince bir ustalıkla yönettiklerini görüyoruz. Örneğin, üründe ya da üretim yöntemlerinde yapılacak bir inovasyon, geçmişten bu yana sürdürdükleri ve korumaya çalıştıkları bir gelenekle çatışıyorsa, bu inovasyon gerçekleştirilmeyebiliyor. Ancak çatışmanın olmadığı serbest alanlarda kendilerini yenilemek için olabildiğince çaba harcıyorlar. Bu ikilem ilk bakışta bir dezavantaj gibi görünse de aslında bu ikilemi doğru yöneten aile şirketleri kendilerine bu sayede bir rekabet avantajı sağlayabiliyorlar. Yakın zamanda bu konuyla ilgili yapılan araştırmalar, aile şirketlerinin geçmişlerini ve geleneklerini bir kaynak olarak kullanarak bu sayede inovasyona yönelik avantaj sağladıklarını ortaya koyuyor.”

Kaynak: https://businessht.bloomberght.com/piyasalar/haber/1718166-aile-sirketlerinin-yuzde-96-si-ucuncu-kusakta-son-buluyor

Takip Edin: twitterlinkedinyoutubetwitterlinkedinyoutube
Paylaşın: FacebooktwitterlinkedinmailFacebooktwitterlinkedinmail

Stalin ve Yolunmuş Tavuk

Takip Edin: twitterlinkedinyoutubetwitterlinkedinyoutube
Paylaşın: FacebooktwitterlinkedinmailFacebooktwitterlinkedinmail

STALIN VE YOLUNMUŞ TAVUK

Stalin ve çalışma arkadaşları birlikte toplanmış sohbet ediyorlardı. Birden yüzünde alaycı bir gülümseme belirdi.

– Sizler yıllardır devlet için çalışmış, ihtilale emeği geçmiş kişilersiniz. Söyleyin bakayım halkın yönetime kayıtsız şartsız baş eğmesi için yöneticiler nasıl davranmalıdır?

Salonda bulunanlar çeşitli fikirler ortaya attılar. İçlerinde haktan, adaletten, demokrasiden, sürgünden, idamdan, hapisten söz edenler oldu. Stalin söylenenleri beğenmedi.

– Yönetimi eline geçiren en güçlü ve en yücedir. Halkın karşınızda baş eğmesi için ne gerektiğini size bir örnekle göstereyim.

Hemen çalışanlardan birine buyurdu:

– Bana hemen bir tavuk getirin.

Tavuğu çabukça bulup getirdiler. Stalin salonda oturanların şaşkın bakışları arasında canlı tavuğun tüylerini yolmaya başladı. Tavuğun bütün tüylerini yolup cascavlak bıraktıktan sonra salonun ortasına saldı. Çalışma arkadaşlarına döndü:

– Şimdi izleyin bakalım bu şaşkın tavuk nereye gidecek.

Zavallı tavuk çektiği azaptan kurtulmak için aralık kapıdan dışarı çıkmak istiyor ama soğuktan titriyor. Masaların altına giriyor, masa ayakları canını acıtıyor. Duvar diplerine gidiyor ama her yanı yara bere içinde., Şömineye yaklaşıyor ama tüysüz derisi sıcağa dayanamıyor. Çaresizlikten tüylerini yolan Stalin’in bacakları arasına sığınıyor. Stalin cebinden bir avuç yem çıkarıyor ve yolunmuş tavuğun önüne tane tane atıyor., Yemlenen tavuk Stalin nereye giderse peşinden ayrılmıyor.!! Ağızlarını açmış şaşkınlıkla kendisini izleyen arkadaşlarına gülerek bakan Stalin şöyle diyor:

– Gördünüz mü HALK dediğiniz topluluk bu TAVUK gibidir.!! Tüylerini yolacak ve serbest bırakacaksınız., O zaman yönetmek kolaylaşır…!!

Takip Edin: twitterlinkedinyoutubetwitterlinkedinyoutube
Paylaşın: FacebooktwitterlinkedinmailFacebooktwitterlinkedinmail

Kanuni’nin emriyle İstanbul’a suyu getiren Mimar Sinan neden susuz bir evde öldü?

Takip Edin: twitterlinkedinyoutubetwitterlinkedinyoutube
Paylaşın: FacebooktwitterlinkedinmailFacebooktwitterlinkedinmail

Hikaye çok hazin. Derler ya: Duvara dayanma yıkılır, insana güvenme ölür.

Akla gelen bir diğer söz de:

“Verba volant scripta manent.”

Yani: “Söz uçar yazı kalır.”

Kanuni Sultan Süleyman döneminde İstanbul’da su sorunu yaşanınca çözüm için Mimar Sinan görevlendirilir.

İstanbul devamlı bir su problemi içerisindedir. Bu problemin çaresi asırlar önce Kanuni zamanında, Mimar Sinan’ın günlerinde konuşulmuş ve en büyük çare Sinan’la bulunmuştur.

İstanbul’un o günkü nüfusu çoğalınca Kanuni Sultan Süleyman, Sinan’ı çağırır, der ki: “Mimarbaşı, halkımız su ihtiyacı içinde.

Bir at yükü suya çok miktar akçe ödüyorlar. Acaba halkımızın bu su ihtiyacını karşılamak için birşeyler düşünmez misiniz?”

Mimarbaşı der ki: “Sultanım siz müsaade buyurun, ben İstanbul’un çevresini bir dolaşayım, dışarıda mevcut sulan İstanbul’a getirmenin mümkün olup olmadığını bir inceleyeyim ve ondan sonra size bir cevap veririm.”

Ve Sinan Ağa atına biner, yanına yardımcılarını da alır, Çekmece’den başlayarak kıyılan dolaşır, Beşiktaş’a kadar istanbul’un kıyılarında, dereleri, akan suları tespit eder.

Bu suların önü örüldüğü, baraj yapıldığı takdirde nereye kadar yükselir, nereden nereye kemer yapılarak İstanbul’a getirilebilir, bunun günlerce hesabını yapar.

Ve Kanuni’nin huzuruna çıkar. Sultan sorar:

“Mimarbaşı, İstanbul’a su getirmek mümkün müdür?”

Mimarbaşının cevabı: “Mümkündür Sultanım. Ancak çok ağır bir şartı var.”

“Nedir o mimarbaşı?”

“Sultanım, altın dolu keseleri uç uca dizmek şartıyla ancak İstanbul’a su gelebilir.”

Kanuni’nin cevabı şu olur: “Mimarbaşı sen İstanbul’a su getirmenin mümkün olup olmadığını söyle. Eğer mümkünse ben keseleri uç uca değil, yan yana dizmeye razıyım.”

Bunun üzerine Mimar Sinan kolları sıvar ve İstanbul’un dışındaki suları Kağıthane civarında belli yerlerde toplar, oradan da dere içlerine büyük geçitler yaparak İstanbul’a getirir ve şehrin belli meydanlarında umumi çeşmeler yaparak suyu akıtır.

Bu çeşmelerin tamamı da kırkı bulur. Ve Kırk Çeşme suları akmaya başlar.

O güne gelinceye kadar, musluk gibi bir adet olmadığı için sular boşa akıp gitmektedir.

O gün çok pahalıya mal olan suyu artık bostanlara, yollara akıtmak istemiyorlar ve ilk defa İstanbul’da lüle dedikleri musluğu çeşmelere koyuyorlar.

Su böylesine pahalıya geldiği ve kıymet kazanmaya başladığı için Kanuni bir ferman çıkanr, der ki: “İstanbul meydanlarındaki umumi çeşmeler halkın malıdır. Hiç kimse bu çeşmelerden gizlice yeraltından evine su alamayacaktır.”

Bu umumi kaidenin bir istisnasını da koyar Kanuni.

O da özel olarak Sinan’a iletilir. Denir ki: “Sen İstanbul’a böylesine güzel bir çalışma sonunda kırk çeşme sularını getirdin. Sen evine özel olarak bir lüle su alabilirsin.”

Ve Süleymaniye civarındaki meydan çeşmesinden Sinan’ın evine özel olarak yol yapılır ve su akıtılır.

Böylece Mimar Sinan evinde özel suyu olan tek kişi olur.

Mimar Sinan Şehzadebaşı Camiini, Süleymaniye Camiini ve Edirne’deki Selimiye Camiini yaptıktan -sonra yaşlanır.

Devir hep öyle geçmemiştir.

İtibarının yüksekte olduğu devirde, kendisinin kıymetini takdir edenler bir bir bu dünyadan göçmüşlerdir.

Kanuni vefat etmiştir, yerine başka padişahlar geçmiştir.

Ve Sinan 99 yaşına gelmiştir.

Çevresindeki dostları göçtüğü için de kendisi istanbul’da adeta yapayalnız kalmıştır.

Ve yeni bir nesil yetişmiştir.

Bir gün Sinan’ın kapısına birisi gelip dayanır. Kapıyı çalar.

Sinan bastonuna dayanarak kapıyı açar, “Buyurun” der.

Gelen meçhul insan, “Ben Topkapı Sarayı postacısıyım. Sizi divana çağırıyorlar. Herhalde bir soruşturmaya tabi tutulacaksınız” der.

Sinan Ağa, bu ihtiyar halinde, dostlarının tümünün göçüp gittiği, kendisini eserleri inşaat halindeyken görenlerin kalmadığı bu ihtiyar dünyada, “Acaba Topkapı Sarayına niye çağırılıyorum?” diye bastonuna dayana dayana gider.

Saraya girer, orada bir soruşturma heyeti kurulmuştur: Kadılar, ulemalar, müftüler, o günün vükelası. Sinan’a şöyle derler: “Sinan Ağa, hakkında şikayet var. Eve su almak yasak olduğu, hiç kimse evine özel olarak su almasın’ diye padişah fermanı olduğu halde, sizin evinizde özel su varmış.”

“Evet,” der, “Cihan Padişahı bana öyle özel olarak müsaade etmişti. İstanbul’a yaptığım, su hizmetinden dolayı sadece benim şahsıma su müsaade etmişti de almıştım.”

“O zaman şu müsaadenizi, fermanı görelim de ses çıkarmayalım. Kimseye verilmemesine rağmen, sizinki devam etsin.”

Sinan’ın cevabı şu: “Ben o zaman Cihan Padişahından ferman istemekten hicap etmiştim. Fermanım falan yok, ama su benim evimde akıyor.”

Divan müşkül durumda kalır, konuşmalar olur: “Sinan büyük hizmetler etmiştir, evinde suyu aksın.” Oradan başkaları cevap verir: “Bu Âl-i Osman’a hizmet eden sadece Sinan mı? Sinan gibi daha nice hizmet edenler vardır. Ya onların da evine özel su verilsin, ya da Sinan’a da bu ayrıcalık tanınmasın.”

Divanda uzun münakaşalar olur, son olarak verilen karar şudur: “Sinan gibi diğer hizmet edenlerin de evine su bağlanamayacağına göre, Sinan’a verilen su kesilmeli, fakat şimdiye kadar kullandığı su fermansız kullandığı için bir cezaya mucip olmamalıdır.”

Ve bu karardan sonra Sinan evine gelir. Üzgün, bezgin, fakat fazla müteessir değil.

Çünkü Sinan hizmetini Allah için yapmıştır. Kendisine bir ayrıcalık tanınsın, özel bir mükafat verilsin diye değil.

Ve Sinan 100 yaşına girerken hastalanır yatağa düşer. Vefat sırasında bir bezi suya batırıp da dudağına çalmak isterlerken bakarlar ki, evindeki musluktan su akmıyor.

İstanbul’a su getiren Sinan, susuz evde vefat eder. Vefat sırasında bu olayı başında konuşanlara verdiği cevap enteresandır:

“Biz hizmetimizi dünyada bir bardak suya satacak kadar menfaat düşkünü değiliz. Biz hizmetimizi Allah için yaptık ve mükafatını da ahirette bekliyoruz. Dünyada evimize su verilmediği için müteessir değiliz.”

Bu olayın bizlere verdiği mesajlar vardır. Dünyaya, şana, şöhrete, dosta, ahbaba, arka olmalara fazla güvenmemeli.

Dünya öyle güvenilecek, insanlar öyle bel bağlanacak kadar vefalı değillerdir.

Şartlar değişir, bugün sırtımız çok sağlam yerde olur, çok itibarlı insanlarla yakınlığımız olur.

Ama yarın bir de bakarız ki, onların hepsi göçüp gitmiş, biz de dayanacak kimse bulamamışız.

Takip Edin: twitterlinkedinyoutubetwitterlinkedinyoutube
Paylaşın: FacebooktwitterlinkedinmailFacebooktwitterlinkedinmail